4 Mayıs 2018 Cuma

Nefilimler

Nefilimler ile ilgili görsel sonucu


İbrani mitlerinde ve Tevrat'ta onlara "Nefilim" diyorlar. Eski Mısır'da adları, "Neter". Sümer mitlerinde "Anunnaki" diye geçiyorlar. Diğer yandan "Sümer" sözcüğü, "Gözcü'lerin ülkesi" anlamına sahip. Hangi adla anılırlarsa anılsınlar, bütün eski kültürlerde ve bu kültlere ilişkin mitlerde başrol onların. Eski diller uzmanları, Antik Çağ kültürlerine şaşılacak biçimde net biçimde damgasını vurmuş bu esrarengiz varlıkların, neredeyse bütün eski uygarlıklarda "gözcüler" olarak adlandırıldıklarını söylüyorlar. Sözünü ettiğimiz dönem, İsa'dan en az 3000 yıl öncesi. İyi ama, "geç neolitik" olarak adlandırılan dönemin bütün uygarlıklarının literatürlerine benzer ifadeler ve anlatılarla girmiş bu "Gözcü'ler kimler? Neyi ya da kimi "gözlüyorlar"? Bütün bunlar yalnızca antik Çağ insanlarının düş güçlerinin bir ürünü mü, yoksa gerçekten bugün anıları silinmiş, izleri bulunamayan, haklarında hiçbir şey bilmediğimiz birileri, bu gezegende yaşamışlar mı?

Sümer kayıtlarına göre, yaklaşık 450 bin yıl önce Nefilimlerin, diğer adıyla Mardukluların gezegenlerinde bazı problemler başladı

Marduk yüzeyinde tutabilmek için de atmosferin üst katmanlarına konacak olan altın parçacıkları ışığı ve ısıyı Marduk yüzeyine yansıtacak böylece güneşten azami istifade sağlayacaklardı.




Ancak kendi gezegenlerinde yeterli miktarda altın yoktu. Bu altını bir yerlerden temin etmeleri gerekiyordu. Nefilimler, gelişmiş bir toplum olduğu için yaptıkları araştırma sonucunda istedikleri miktardaki altını Dünya’dan temin edeceklerine karar verdiler. O zamanki teknolojilerine göre, kısa sayılabilecek mesafelerde uzay seyahatleri yapabiliyorlardı. Bu nedenle Marduk gezegeni Dünya’ya yaklaşana kadar beklediler. Belirli mesafeye gelince de, takriben 400 bin yıl önce Dünya’ya altın çıkarmak üzere 50 kişilik bir ekip gönderdiler.


Dünya’ya ilk gelen ekibin başı ENKİ idi. Dünya kumandası ona verilmişti. Ancak daha sonra, Nefilimlerin üst mercilerin kararı ile Dünya kumandanlığı için ENLİL Dünya’ya gönderildi. ENLİL, ENKİ’nin kardeşi idi. ENLİL tüm Dünya topraklarından, ENKİ de denizlerden sorumlu oldu. Bu kararlardan memnun olmayan ENKİ ile ENLİL arasında bir husumet ve çekişme ortamı oluştu. İlk gelen ekip Mezopotamya’da yerleşimi sağlayıp, bu bölgede sahip oldukları teknolojik aletler ile altın çıkarmaya başladılar. Daha sonra 50 kişilik kafilelerle başka Nefilimliler de geldi. Dünya’da oluşan bu Nefilimliler topluluğuna Anunnaki adı verildi. Zamanla Dünya’ya gelen Anunnakilerin sayısı 600 kişiyi buldu.


İlk başlarda, uzun süre altın çıkarma işinde sadece Anunnaki halkı dediğimiz Nefilimliler çalışıyordu. Zira o dönemde Dünya’da insan diye bir varlık yoktu. Sadece insanımsı primatlar (Homo Erektus) vardı. Nefilimler bunları maden çıkarma işinde kullanamıyorlardı.

Yaklaşık 40 dönem boyunca maden çıkarma işinde, nehir yatakları açılmasında, sulama kanalları inşaatında ve tüm ağır işlerde hep Anunnakiler çalıştı. Çalışma şartları çok ağır ve bezdirici idi. Çok ıstırap çekiyorlardı. Sonunda bu ağır çalışma koşuluna isyan ettiler. Bütün araçlarını ve aletlerini yaktılar. Altın çıkarma işini durdurdular.

Bunun üzerine Marduk Üst Kurulları toplanarak madenlerde ve ağır işlerde Anunnakilerin yerine çalışacak olan bir işçi grubu yaratılmasına ve bunun adına da ADAM - İNSAN denmesine karar verdiler. Sümer Tabletlerine göre, bu olay 200 – 300 bin yıl önce oldu.


Bu operasyonu da, insanımsı primatları (Homo Erektus) kullanarak yapmayı ön gördüler. Zira genetik bilimi ve kimya bilgileri ileri düzeydeydi. Bunun içinde primatların kanını aldılar ve bu kanı önce kil ile sonrada bir Nefilimlinin spermi ile karıştırarak yeni bir yaşam formu yarattılar. Bunu yapmalarının nedeni, primatların DNA’ları ile kendi DNA’larını kullanarak, Dünya’da o zaman var olan primat (Homo Erektus) türünden daha gelişmiş bir ırk yaratıp, onları köle işçiler olarak kullanmaktı.


Daha sonraları, kadınlarda yaratılarak bu nesil de doğurgan hale geldi. Sümer kayıtlarına göre, Nefilimlerin erkeklerinin boyu, 3 – 5 metre idi. Onların gezegenlerinin güneş çevresindeki turu 3600 yıl sürdüğü için, onların bir yılı bizim 3600 yılımızdı. Dolayısıyla onların yaşam süreleri Dünya insanından çok uzundu. Dünya’ya gelen Nefilimler dev insanlar olmanın yanında, 250 – 300 bin yaşına kadar yaşadılar. Çocukluğumuzdan beri duyduğumuz dev masalları belki de binlerce yıldır ağızdan ağıza nakledile gelen bu kaynaklardan gelmektedir.

Nefilimler Dünya’da, takriben 13.000 yıl önce olduğu tahmin edilen Nuh Tufanına kadar kaldılar. Nuh Tufanının başlaması ile birlikte Dünya’yı terk ettiler.



Yine Sümer kayıtlarında belirtildiği üzere, Nefilimliler Nuh Tufanının olacağını önceden biliyorlardı. Fakat kendilerinden sonra Dünya üzerinde bir insan varlığının kalmasını istemedikleri, aksine yok olmasını istedikleri için bu sırrı insanlara açıklamıyorlardı. Hatta kendi aralarında toplanarak bu sırrı insanlara açıklamamak için yemin etmişlerdi. Kendisine zorla yemin ettirilenlerden birisi de ENKİ idi. Fakat ENLİL’in kardeşi ENKİ insanlara acıyor, onların yok olmasını istemiyordu. Fakat kendisine zorla ettirilen yeminini de bozamıyordu. Kendince buna bir orta yol buldu. Bu sırrı insanların yüzüne karşı söylemeyecek, bir perde arkasından konuşacaktı. ENKİ, aralarında yakın dostluk olan, Şuruppak’ın hükümdarı olan Nuh’u (Utnapiştim’i) tapınağa çağırarak kendisi ile sazdan yapılmış bir perdenin arkasından konuşarak, tufan hakkındaki gizli bilgiyi bildirir. Bu tufanda insanoğlunun tümünün yok olmaması için suda yüzecek bir gemi yapmasını söyler. Buna cevaben Nuh gemi yapmasını bilmediğini ifade eder. ENKİ, Nuh’a yapılacak geminin tarifini yapar, ölçülerini ve nasıl yapılacağını anlatır.




ENKİ, Nuh’a bu gemiyi 7 günde yapmasını ve belirlenen canlı çiftlerini içeriye aldıktan sonra, kendisinin de Nefilimlerin Dünya’dan kaçmak için kullanacakları uzay araçlarının kalkıştaki seslerini duyar duymaz gemiye binip kapaklarını kapatmasını tembih eder. Zira onlar tufanın başlayacağı günü ve saati önceden bilmektedirler.

Tufanın olduğu dönem buzul çağının sonudur. Buzul nedeniyle bütün sular çekilmiş, korkunç bir kuraklık ve kıtlık vardır. Bütün yeşillikler kurumuş, insanlar açlıktan ölmektedir. Bununla beraber ENLİL ve grubu insanlara eziyet etmekte ve insanların topluca yok olması için tufanı insanlardan saklamaktadırlar. Nuh’un bu ortamda gemiyi gizlice yapmak imkânı olmadığı gibi sır olması nedeniyle gelecek tufandan kurtulmak için yaptığını da söylemesi söz konusu değildir. Bu nedenle halkına, ENLİL’in gazabından kurtulup, bu diyardan gitmek ve ENKİ’ye sığınmak için bir gemi yapmak zorunda olduğunu söyleyerek, halkını ikna eder ve halkının bir kesiminin yardımı ve çok sıkı çalışması ile gemisini tufan başlamadan önce bitirir. ENKİ’nin verdiği programa göre söylenen günde tufan başlar ve gemi sulara dalar. Bundan sonrası din kitaplarında anlatılan olaylara benzer şekilde gelişir. Tufanın oluş sebebi olarak da Marduk Gezegeni’nin Dünya yörüngesine yaklaşmasıyla meydana gelen büyük çekim gücüyle buzulların büyük parçalar halinde kırılarak suya dönüşmesi gösterilir.

Buraya kadar anlatılanlar Sümer ve Babil Tabletlerindeki kayıtlardır. Nuh Tufanı ile ilgili olanlar eski Tevrat ve İncil’le büyük oranda uyum içinde olup, Kuran’la da farklı ifadelerle de olsa kısmen uyuşmaktadır. Ancak yaratılışla ilgili olanlar, Kuran’la ters düşmektedir. Kuran’da insanı yaratan Allah’tır. Sümer tabletlerine göre ise, bugünkü insan, uzaylı bir ırk tarafından bir nevi klonlama ile ortaya çıkmıştır. Yine Kuran’a göre, Nuh Tufanını Nuh’a haber veren ve gemi yapmasını söyleyen Allah’tır.


Nefilimler ile ilgili görsel sonucu


Nefilimler ile ilgili görsel sonucu



Alıntı _

3 Mayıs 2018 Perşembe

HZ. İSA KİMDİR, NEDEN VE KİM TARAFINDAN ÇARMIHA GERİLMİŞTİR?

İlgili resim

İsa, İbranice ismi ile Yeşu, Yeşua (kurtuluş) veya Yehoşua, (Tanrı kurtarıcıdır anlamında), İsrail oğullarının Yehuda aşiretinden, yaşlı bir marangoz olan Yosef'in çocuk yaşta evine aldığı ve sonradan ikinci karisi olan, gene Yehuda aşiretinden Miryam'in (Meryem) oğludur. Yosef'in Meryem ile evlenmesi Meryem'in hamile kalmasından sonradır. Bu durum, Meryem'in İsa’ya bakire olarak hamile kalması söylencesine yol açmış ve onun Tanrı’dan hamile kaldığı inancına kanıt olarak sunulmuştur.

Isa, Kudüs yakınlarındaki Bethlehem kentinde doğmuş ve Yahudi kuralları mucibince 8 günlükken, Yerushalayim'de (Kudüs) sünnet edilmiştir. İsa’nın çocukluğunu Nazareth (Nasıra) kentinde geçirmiş olması Nasıra'lı İsa olarak anılmasına sebep olmuştur. İsa’nın gençlik yıllarında nerede olduğu ve ne yaptığı meçhuldür. Bilinen, onun 30 yasından, olduğu 33 yaşına kadar fikirlerini yaydığı ve taraftar topladığıdır.

Hz. İsa’nın doğumu dört İncil’den yalnız Matta ile Luka’da anlatılır. Bu iki İncil Hz. İsa’nın doğumu ile başlar. Markos ve Yuhanna ise Hz. Yahya’nın peygamberliğe başlaması ile başlar. Hz. İsa’nın doğumundan hiç söz etmezler. Doğumu anlatan her iki incil’de aynen Kuran’ın anlattığı gibi bakire Hz.Meryem’in Allah’ın bir mucizesi olarak (aracı bir erkek olmaksızın) Hz. İsa’ya hamile kalıp Hz. İsa bir mucize olarak babasız dünyaya geliyor.

İsa’nın havarileri ile birlikte Musevi bayramları olan Hamursuz (Pesah veya Passover), Shavuot (Pentecost), Sukkot (çardaklar bayramı) Simhat Tora (On Emir'in Hz. Musa'ya verilisinin bayramı) ve kutsal gün olan Şabat'ı (Cuma öğlenden sonrayı Cumartesi öğlenden sonraya bağlayan tam gün) kutladığını biliyoruz.


İsa’nın Kfar Nahum (Capernaum) köyündeki sinagogda hahamlık yaptığı ve Havarilerini oradayken seçtiği ve onları İsrail’deki köylere "İsrail Evi'nin kaybolmuş kuzularını toplamaya" gönderdiği İncil'de yazılıdır. Bu husus, İsa’nın ayrı bir dinin kurucusu olmadığına işaret ediyor.
Dolayısıyla İsa’nın Musevi dinine yeni ve pasifist yorumlar getirdiği, ve devrinin dinde reformu öngören bir hahamı olduğunu söyleyebiliriz.

Olağanüstü özellikleriyle elçiler arasında dikkat çeken İsa, putperest Roma İmparatorluğu'nun hakimiyetinde bulunan; bugünkü İsrail, Filistin, Suriye ve Ürdün topraklarını kısmen içeren bir bölgeye; İsrail kavmine gönderilmişti.

İsa'nın doğduğu Yahudiye toprakları, Romalılar tarafından, MÖ 63'de işgal edildi. Bu tarihten sonra Roma, Yahudiye'yi bir "sömürge" olarak yönetti. İsa'nın doğumu sırasında, pagan Roma'nın başında, MÖ 27 tarihinde Roma senatosunun, Augustus ünvanı verdiği, Sezar'ın, yeğeninin oğlu Octavianus (MÖ 27- MS 19) vardı. Çağının en büyük emperyal gücü olan Roma'nın sınırları, Batı Avrupa, Kuzey Afrika, Mısır, Anadolu ve Suriye'yi içine alıyordu.

Yahudiye'de yönetici olan Herod (MÖ 74 - MS 4), Roma senatosuna bağlı bir kraldı. Ancak bu, bir kraldan ziyade, Roma'nın bölgedeki valisi konumundaydı. Bu dönemde Roma, Yahudiye'de, bir Romalı yönetici bulundurmuyor, tayin ettiği kralla(valiyle) yönetiyordu. Herod, ölümünden önce Yahudiye krallığını, oğulları arasında paylaştırarak; kendisi ile birlikte dörtlü bir yönetim oluşturdu. Ancak İmparator Augustus, Herod'un ölümünden sonra, onun vasiyetini tanımadı.

Romalılar, Kudüs'e valiler göndererek, daha sıkı bir şekilde kontrol altında tutmaya başladılar, Herod'un oğullarından Herod Antipası da, babasının ölümünden sonra, düşük profilli bir kral(vali) olarak tanıdılar. İsa, tebliğe başladığı zaman, Roma yönetimi değişmişti. Augustus'un üvey oğlu Tiberius (MS 14-37), imparator olmuştu. Roma, Yahudiye kralı Herod Antipas'ın yanında, ülkeyi daha sıkı kontrol etmek için vali Pontus Pilatus'u görevlendirmişti.




Zekeriya Peygamberi öldüren, İsa'nın öncüsü ve habercisi Zekeriya oğlu Yahya peygamberin uyarılarını duymayan ve hatta ölümüne seyirci kalan İsrail kavmi, Musa'nın getirdiği "Din"i, çoktan bozmuştu. Zekeriya'nın oğlu elçi Yahya, kral Herod Antipas'ın emriyle tutuklanmış; daha sonra da kavminin seyirciliğinde öldürülmüştü. Helen kültürü ve Roma paganizminden etkilenen ve ellerindeki Tevrat'ı rafa kaldırıp; "Sözlü Tevrat" oluşturan din adamları, "şahsi görüş veyorumlarını" egemen kılmışlardı. Kaldı ki rafa kaldırdıkları Tevrat bile, Musa'nın getirdiği Kitap olmayıp; Babilsürgünüyle kaybolan ve yeniden Ezra(Üzeyr)ya yazdırılan Tevrat'tı.

Tabiki bu hakka(İslam'a) çağrı karşısında, yukarıda bahsettiğimiz; her elçinin karşılaştığı süreç başladı. Yahudi din adamları; ferisiler ve hahamlar, özellikle de Mabed'i kontrol altında tutan, Yahudiye'nin ileri gelen zenginlerini de içine alan sadukiler, tepkilerini göstermekte gecikmediler.



Yahudi halkı üzerinde güçlü bir otoritesi olan "din adamlarını" ve "düzenlerini" sarstı. Roma'nın zulmünden ve Kral Herod'dan rahatsız olan halkın huzursuzluğu daha da arttı. Mabetteki ve Yahudiye'deki hakimiyetlerini, Roma'nın desteği ile sürdüren hahamlar, sadukiler ve ferisiler; İsa'nın çağrısının, kurdukları düzeni yıkacağını, maddi-manevi gelirlerinin kesileceğini, en önemlisi halkın üzerindeki otoritelerinin sarsılacağını anladılar.

Kral Herod'u ve Roma valisi Pilatus'u kışkırtarak; İsa'nın konuşmasını, "Hak'ka ve Gerçeğe" insanları çağırmasını engellemek için, önceden bir çok nebiye yaptıkları gibi onu da "öldürmeye" karar verdiler. Aslında, İsa'yı suçlayacak hiç bir hukuki dayanakları yoktu. Ölüm cezasını uygulama yetkileri de yoktu ve halkın tepkisinden de çekiniyorlardı. Bu karışık durumdan kurtulmak için, "devlete karşı suç işlediği iddiası" ile, İsa'yı, önce kral Herod'a, sonra da vali Pilatus'a şikayet ederek, tutuklanmasını istediler. Gerekçeleri ise, İsa'nın, "mesih"lik iddiasında bulunduğu ve bu iddiada bulunanların eninde sonunda; "aşırı kargaşa ve iç isyan çıkardıkları" varsayımı idi.


Pilatus, İsa'yı tutuklamanın ve öldürmenin, Roma hakimiyetine karşı Yahudiye'de var olan direnişi, daha da arttıracağıdan çekinmekteydi. Ancak, daha önce Roma'ya başkaldıranlara karşı işbirliği yaptığı Yahudi din adamlarının karşısında, zor duruma düşeceği ve siyasi durumunun sarsılacağından endişe ediyordu. Pilatus ölüm cezasını istemeyerek de olsa vermek zorunda kaldı. İnfazın, Yahudi yasalarına göre taşlanarak değil, Roma hukukuna göre "çarmıha gerilerek" yapılmasına karar verdi.

Önce öldürdüler sonra Hristiyanlığı yaydılar ne yaman çelişki.Gerçekten din mi yoksa çıkar mı insan sormadan edemiyor doğrusu.
Derlemedir.Mihriban Akcan


2 Mayıs 2018 Çarşamba

Baycu Noyan

İlgili resim

Cengiz Han'ın önemli komutanlarından Jebe'nin akrabası olan Baycu Noyan, 1243 Kösedağ Muharebesi'nde Anadolu Selçuklu Devleti'ni ağır bir yenilgiye uğratmıştır.Besud/Beshud kabilesinden olan Baycu Noyan, Cengiz Han'ın önemli komutanlarından Jebe'nin akrabasıydı. 1228 yılında İsfahan seferine katıldı. Daha sonra Cormagon Noyan'ın komutasında Kafkasya bölgesine düzenlenen akınlara katıldı

1241 yılında hastalanan Cormagon Noyan'ın yerine Mugandaki Moğol ordusunun başına başına getirilen Baycu Noyan, Babai ayaklanması sonucu Anadolu Selçuklularının zayıflamasını fırsat bilerek içerisinde Ermeni ve Gürcülerin de bulunduğu 30.000 kişilik bir orduyla Mugan'dan hareket etti.

Komutası altındaki orduyla 1242 sonbaharında Erzurum önlerine gelerek şehri kuşattı. Erzurum'u kısa sürede ele geçiren Baycu Noyan kenti yağmalatıp tahrip ettirdikten sonra şehir surlarını da yıktırarak Mugan'a döndü. 1243 yılındaki Kösedağ Muharebesinde II. Gıyaseddin Keyhüsrev komutasındaki Selçuklu kuvvetlerini büyük bir yenilgiye uğrattı.

Savaşın hemen ardından kendisine teslim olan Sivas' a girerek şehri yağmalattı. Kendisine direnen Tokat ve Kayseri şehirlerini de ele geçirerek tamamen tahrip etti. Azerbaycan’a dönerken de Erzincan’ı alarak tahrip ettirdi. Bu başarıları sonucunda Anadolu Selçuklulularını Moğallar'a bağlı bir devlet haline getirdi.

1245 yılında Ahlat ve Amid'i ele geçirdi. 1246'da yeni Moğol hükümdarı Güyük Han tarafından görevinden alındı ve yerine Eljigidei getirildi. Han' ın ölümünün ardından, 1251 yılında yeni Moğol Hanı olan Möngke' nin kendi hanlığına karşı gelen Eljigidei' yi öldürtmesiyle Baycu Noyan yeniden İran topraklarındaki Moğol ordularının komutanlığına getirildi.

Hülagü’nün İran ve batı bölgelerini "İlhan" unvanıyla idare için ordusuyla bölgeye gelmesi üzerine, askerleriyle Azerbaycan’daki Mugan ordugahından ayrılarak yaylak ve kışlak bulmak amacıyla yeniden Anadolu topraklarına girdi. Ordusuyla Aksaray’a kadar gelen Baycu, isteklerinin yerine getirilmemesi üzerine yapılan savaşta Anadolu Selçuklu ordusunu bir kez daha yenilgiye uğrattı. 1256 yılında ordusuyla Konya’yı kuşatacağı sırada, Konya halkının topladığı altınları kendisine teslim etmesi üzerine sadece şehrin surlarını yıktırarak geri çekildi. 1258 yılında Hülagü Han'ın Bağdat seferine katılmak üzere çıktığı seferde Elbistan'ı ele geçirdi. Aynı yıl Düceyil Muharebesinde Abbasi ordusunu tamamen imha etti. Bağdat Kuşatmasına katılarak şehrin alınmasında yardımcı oldu.

Baycu Noyan'ın ne zaman ve nasıl öldüğüyle ilgili bilgiler oldukça sınırlıdır. Bazı kaynaklara göre, Bağdat seferi sırasında kendisine katılmakta tereddüt etmesi ve Halife Mustasım Billah ile gizlice yazışmasından dolayı Hülagü Han tarafından öldürtülmüştür. Baycu Noyan'dan son olarak Hülagü Han'ın Suriye'nin işgali için Eylül 1259 yılında yapılan hazırlıklarda bahsedilmektedir.

YÜRÜKLERİN TARİHÇESİ

YÖRÜKLERİN TARİHÇESİ ile ilgili görsel sonucu


Yörüklerin Kökeni ve Diğer Türk Boylarıyla İlgisi Yörükler ırken bir Turan kavmi olup Türk’tür. Dili de Altay dil grubundan Türkçe’dir. Günümüzdeki Uygur ve Hakas lehçe ve şivesine çok yakın bir Türkçe ile konuşurlar. Yörükler Doğu Göktürklerinin bir kolu ve Uygur, Kazak, Kırgız ve Türkmen gibi bir Türk boyudur. 745 yılına kadar Orhon, Altay, Tanrı, Sayan ve Aladağlarda Göktürklerin kurucu ve asli unsuru olarak göçebe yaşadılar. Göktürk (Kutluk) hakimiyetine son vermesi üzerine Uygurlara tabi oldular.Çin ve Moğol saldırılarıyla iyice zayıflayan Uygur Devletine Kırgızlar 840 yılında son verdi. (bkz: 43) Yörükler bundan sonra Karahanlı (932-1212), Büyük Selçuklu (1040-1157) ve Harzemşahlar (1157-1231) hakimiyetine girdi.

Moğolların, Karahanlı ve Harzemşahlar devletine son vermesi üzerine de Hunlarla başlayan, 9. yy'dan sonra canlanan, Büyük Selçuklularla bilinçli şekilde organize edilip sürdürülen, Moğol zulmü sonucu hızlanan büyük göçe Yürüklerde katılarak Anadolu’ya geldiler. Orta Asya’da 1930'lara kadar nüfusunun çoğunluğu göçebe hayvancılık yapan Türk Halkları; Kırgız, Kazak, Türkmenler ve ayrıca İran'daki Kaşgaylar’dır. Diğer Türk halkları da büyük ve küçükbaş hayvancılık yapmakta ise de bunlar (Örneğin; Balkar, Tatar, Özbek ve Uygurlar)göçebe değildir. Saha (Yakut) Türkleri de yarı göçebe şekilde bir hayat sürdürerek Rengeyiği beslemektedirler. 9. Yüzyılda Balkanlara gelen Peçenek, Kuman, Tatar, Kıpçak, Uz ve daha sonra Evladı Fatihan olarak adlandırılacak olan Karlukların yörüklerle ilgisi olabilir. Bu Türk boyları Bizans, Macar ve Slavlarla savaşmış ancak kendi aralarında da anlaşıp bütünleşemedikleri için kalıcı bir devlet kuramamışlardır. Bu Türkler, Bizans Ordusunda paralı askerlik yapmış ancak 1071 Malazgirt Savaşında Selçuklu Ordusunun Türk olduğunu anlayınca Alparslan’ın tarafına geçerek savaşın kaderini değiştirmişlerdir. Bizanslılar bu Türk Boylarının bir bölümünü Anadolu’nun bazı yerlerine (Örneğin: Toroslar ve Çukurova’ya) yerleştirmişlerdir. Uzlar sayıları çok az olsa da (200 bin) Gagauz olarak bugün Moldavya’da yaşamaktadırlar. Balkanlarda Boşnak olarak varlıklarını sürdürenler; Peçenek, Pomaklâr (yardımcı anlamında) ise Kuman-Kıpçak Türklerinin torunlarıdır. Pomak ve Boşnaklara karşı gösterilen Slav düşmanlığının altında Müslümanlıkla beraber bu Türk kökenlilikte yatmaktadır. Sırp lideri de Boşnakların Slav değil, Türk asıllı olduklarını açıklamıştır. Boşnakların mezar taşlarında ayyıldız vardır. Kuzey Kafkasya’daki Balkarların da mezar taşları aynıdır. Boşnak ve Pomakların tamamı Müslüman, Sünni ve Hanefi mezhebindendir. Türkçe bilip konuşamadıkları itirazı ise yeterli bir delil değildir. (Slav, Kuman, Kıpçak, Oğuz, Nogay ve Arapça karışımı bir dil kullanıyorlar) Amerika ve Almanya’da da doğup büyüyen Türk asıllı ailelerin çocuklarının bir kısmı da hiç Türkçe bilmemektedir. Hatta 1918’de bizden ayrılan Suriye’deki Türklerin okuyan gençlerinin çoğunluğu da (Müslüman olmasına rağmen Suriye’nin uyguladığı Araplaştırma politikası sonucu) Türkçe bilmemektedir. Bu ülkelerdeki Türkler azınlık olmaları ve T.C. Hükümetlerinin ilgisizliği sonucu uygulanan aşırı, kültürel, dini (mezhepçilik), ekonomik hatta-siyasi (Türk düşmanlığı) baskı neticesi milli benliklerini gereğince koruyamamıştır. Diğer bir itiraz ise Boşnak ve Pomakların sarışınlığı konusudur. Yeri gelmişken bir yanlışı daha açmakta yarar vardır. Tatarların, Moğollarla bir benzerliği yoktur. Timur'unda Tatarlarla ilgisi yoktur. Tatarlar özbeöz Türk’tür. Hatta Türkiye’de milliyetçi, Turancı, Türkçü fikir hayatının doğmasını sağlayanlar Kazan, Kırım Tatar ve Başkırt aydınlarıdır. Söylenenin ve sanılanın aksine günümüzdeki 48 Türk grubundan sadece Azeri, Abdal, Kazak, Kırgız, Mesket, Türkmen, Yakut gibi on kadar grup esmerdir. (Bir boyunda tamamı bir renk olmayıp, kendi içinde farklılık gösterebilir) Kazan Tatarları, Sarı Türkişler, Sarı Uygurlar, Kumanlar, Peçenekler, Çuvaşlar, Tuvalar, Hakaslar ve Sarı Keçili Yörükleri sarışındır. Diğer Türk grupları ise kumraldır. b) Orta Asya’dan Anadolu’ya Göç Yörükler, Göktürk (Kutluk) Devletinin asli unsurlarından olarak Altay ve Tanrı dağlarında uzun süre huzur içinde yaşadı. Bu bölgede Kazak, Kırgız ve Moğollarda tamamen göçebe olarak yaşıyor ve hayvancılıkla uğraşıyordu. Afşar ve Türkmenler ise genellikle yarı göçebe idi; Seyhun, Ceyhun nehirleri arasındaki bozkırda (Maveraünnehir) yaşıyorlardı, l. ve 2. Göktürk (Kutluk) (552-630, 682-745) Uygur, Karahanlı, B.Selçuklu ve Harzemşah hakimiyetinden sonra bölgede Moğol tehlikesi baş gösterdi. Orta Asya çok istikrarsız bir bölge idi. Sürekli devletler kuruluyor ve yıkılıyordu. Türk Hanedan ve boylarının iktidarı ele geçirmeye yönelik kardeş kavgaları bölge halklarını bezdirmişti. Asayiş iyice bozulmuş hiç huzur kalmamıştı. (bkz.39,43) Yörükler, 940 yıllarında İslam dinine girmişlerdi. Kendilerini Sünni-Müslüman Büyük Selçuklulara yakın hissettiklerinden, onların yeni ve huzurlu yurt teklifine olumlu baktılar. 1071’den sonra İran üzerinden. Anadolu’ya Türk Boylarının göçleri başlamıştı. Bu göçler özellikle Moğolların Harzemşahlar devletini yıkması üzerine (l23l) büyük boyut kazanarak 1300'lere, daha sonra da azalarak 1517 yılına kadar sürdü. 1187, 1232, 1244 ve 1270 yıllarındaki büyük göç dalgasıyla Orta Asya, Sibirya, İdil-Ural ve Kafkasya’dan 24 veya 48 (günümüzdeki ) Türk boyundan değişik oranlarla aileler gelerek Anadolu’ya yerleştiler. Selçukluların, Yörükleri iskan ettiği esas bölge Aydın, Balıkesir ve Muğla yöresidir. Yörüklerin bir bölümüde Kayıhan boyuyla (Osmanlılar) birlikte Anadolu’ya gelmiş önce Ahlata (Bitlis) oradan Fırat nehrinin aşağı kısımlarına (Suriye Caber Kalesi Türk mezarı civarı) sonra Karacadağ (Urfa) daha sonra Ankara (Haymana civarı) ve en son olarak da Söğüt (Bilecik) çevresine yerleştiler. (bkz: 74,82). Anadolu Selçuklu devletinin (1071-1308) Moğollar tarafından yıkılmasından sonra Anadolu 1515 yılına kadar sayıları 34 civarında olan beyliklerle yönetildi. Bu beyliklerden biri olan Osmanlılar (1299-1918) 16.yy’a doğru tüm beylikleri hakimiyetleri altına alarak, Anadolu’da birliği sağladılar.İzledikleri politika sonucunda Orta Asya ile irtibat kesildi. Toplu göçler, aile düzeyinde, sınırlı, düzensiz gelenler dışında durdu. Osmanlılar her Türk boyunun kendini diğer boylardan üstün ve daha soylu görmesi, her beyin yönetmeye hakkı olduğuna inanması, kuruluşuna katıldığı devleti idare etme arzusunun; sürtüşme ve komşu milletlerin kışkırtmasıyla kardeş kavgasına, dolayısıyla Türk devletlerinin kısa ömürlü olmasına (Tarihte 104-150 Türk Devleti kurulmuş ve çoğunu da yine Türkler yıkmıştır.) neden olduğunu gördüler. Fatih Sultan Mehmet kılıç hakkına dayalı olarak yönetime gelme geleneğini değiştirdi. Devlette kalıcılığı sağlayan bürokrasiyi kurdu. Kabileci duyguları olan Türkleri yönetimden uzaklaştırdı. Yönetimin kardeşler arasında bölüşülmesini ve kardeşlerin iktidar kavgasını yasa çıkararak önledi. Subay ve memuriyet görevlerine kişiler; Türklerin dışındaki genellikle devşirme sistemiyle, başta Slav olmak üzere Ermeni, Rum gibi diğer etnik gruplardan alındı. 2.Abdülhamit zamanında bile süvariler Çerkez, muhafız alayı Arnavut, Hamîdiye Alayları ise Kürttü. (Ancak Kürt Aşiret Alayları sadece iç isyanların "Doğu ve Çukurova" bastırılmasında görev yapmışlardır. 1877-78 Kafkas-93 harbine çok azı katılmış, Osmanlıların yenileceğini anlayınca da Gazi Ahmet Muhtar Paşa Kuvvetlerinden ayrılarak Ruslarla anlaşma yoluna gitmişlerdir. Osmanlı ordusuna vermedikleri buğday ve odunu Ruslara satmışlardır.) 1453’den 1920’ye kadar sadrazamlık makamına getirilenlerden sadece ikisi Türk’tür. Üst kademe bürokrat yetiştiren Enderun’a son zamana kadar Türk öğrenci alınmamıştır. Osmanlıların uzun süren bu yönetiminde birçok paşa ve vezir görevden alınmış, malına el konulmuş hatta boynu vurulmuş ancak uygulanan atamaya dayalı bürokrasi sistemi nedeniyle maktul vezirin hakkını savunan bir grup çıkmamıştır. Diğer yandan devletin kurucu ve asli unsuru olan Türkler pasifize edilme neticesi toplumdaki itibar ve etkinlikleri yanında zamanla ekonomik güçlerini de kaybettiler. Yetkililerde devlet imkanlarını kendi ırkdaşlarına sundu. Türkler ise sudan çıkmış balık misali fakirleştiler, cahil kaldılar öyle ki devlet kayıtlarına "Etrakı bi İtrak: Düşüncesiz Türk” olarak geçtiler. Türklük duygusu taşımak, çocuklarına Türkçe ad vermek utanılacak bir davranış, hatta suç ve günah (putperest ismi diye), Türk sözü de cahil, kaba anlamına kullanıldı. Şeyh ve hocaların yanlış, kasıtlı yorum ve görüşleri sonucu Türklerin adları hep Arap ismi oldu. Hatta Türkçe’miz dahi Araplaşarak % 30 oranında Arapça kelimelerle doldu. c) Yörüklerin Anadolu’daki Yerleşim Yerleri (bkz: 8, 18, 65, 113) Selçuklular, Orta Asya’dan göçle gelen Türkleri; meşguliyetlerine uygun olan yerlere (Örneğin: Esnaf ve sanatkarları şehirlere, çiftçileri ovaya, bahçe tarımı yapanları dere kenarlarına) ve genelde de boy olarak topluca yerleştiriyordu veya bir bölgeyi fetheden komutana orasını tahsis edip, boyunu da buraya iskan ediyor, İçişlerinde geniş yetki ve serbesti tanıyarak bu beyi, bölgenin yöneticisi ve uç beyi olarak görevlendiriyordu. Yörüklerin Yerleştirildikleri Yöreler: 1- Aydın Beyliği’nin Kurulduğu (1320-1390) Aydın ve Çevresi. 2- Osmanlı Beyliği’nin Kurulduğu Bilecik, Bursa çevresi. 3- Karasi Beyliği’nin Kurulduğu Balıkesir, Çanakkale çevresi . 4- Saruhanlı Beyliği’nin Kurulduğu Manisa çevresi. 5- Germiyanlı Beyliği’nin Kurulduğu Kütahya çevresi. 6- İnançoğulları Beyliği’nin Kurulduğu Denizli çevresi. 7- Karaman-Karamanlı Beyliği’nin Kurulduğu Karaman, Konya, Mersin çevresi. 8- Tekeli-Teke Beyliği’nin Kurulduğu Antalya çevresi. 9- Hamit Beyliği’nin Kurulduğu Isparta, Burdur Çevresi 10- Menteşe Beyliği’nin Kurulduğu Muğla çevresi. 11- Ramazanoğlu Beyliği’nin Kurulduğu Adana çevresi. 12- Dulkadirli Beyliği’nin Kurulduğu KahramanMaraş çevresi. 13- Kozan Beyliği’nin Kurulduğu Kozan Çevresi Yörükler bu beyliklere kurucu veya asli unsur olarak katılmıştır. Yörüklerin Anadolu’ya ilk geldiklerinde yoğun olarak yerleştirilip yaşadıkları ilk bölge Aydın, Balıkesir ve Muğla çevresidir. Osmanlılar, 1700-1880 yıllarında dış yenilgilerle devlet düzeninin sarsılması, otorite boşluğu özellikle vergi ve yargıdaki haksızlıklar, eşkiyalığın yaygınlaşması, yöneticilerin rüşvet ve haraç almaları, aşırı vergi ve uzun süreli (4-10 yıl gibi) askere almak amacıyla halka baskı ve zulmünü arttırmasıyla başlayan iç isyanları önlemek ve bastırmak için alınan tedbirler sırasında Yörük Obalarını da parçalayıp onlu-yirmili çadır grupları halinde başka bölgelere dağıttı. Adana, KahramanMaraş, Hatay ve Gaziantep taraflarında Yürüklere "AYDINLI" denilmesinin nedeni budur.

Kur’an'a ve islama Gore 7 Rakaminin Gizemi

* Gerek İslam’da,gerekse Tevrat’la ve Sümer mitolojisinde ortak olarak kullanılan 7 (yedi) rakamı dikkat çekicidir. Sümerlerde 7 kapı, 7 tanrısal yasa, 7 dağ aşmak, 7 cehennem kapısı, 7 ağaç… gibi terimler sıkça kullanılıyordu (50) Muhammed A.S, Kur’an ve hadislerinde Sümerlerden kalma bu yedi rakam hikayesini aşırı derecede işlemiştir. Buna birkaç örnek verelim:
*Cehennemin 7 kapısı olduğunu Kur’an açıkça ifade ediyor
*Kur’an, dünyadaki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa ve 7 deniz daha da olsa yine Allah’ın kelimeleri bitmez diyor (52) Neden 7 deniz denmiş; acaba İslam inancına göre daha fazla bir rakam olsa Allah’ın kelimeleri biter mi!
*Kur’an, birçok yerde göklerin, bir yerde de yerin yedi kat olduğunu yazıyor
*Sadaka konusunda verdiği örnek yine 7 sayısı ve onun katlarıyla ilgilidir. şöyle ki, Allah katında mallarını harcayanların durumları 7 başak veren bir tohum gibidir. Her başakta 100′er tane bulunan ve toplam 7 yüz eden bir tohum benzetmesi yapılıyor
*İslam’ın temel şartlarından biri olan hac ibadetinde Ka’be etrafında yapılması gerek tavafın/tur atmanın, yine Safa tepesiyle Merve arasında yapılması gereken Sa’y'in/koşmanın ve Mina denilen yerde bulunan her üç taş heykeline atılan taşların 7′şer olması, bu inancın batıl bir mitolojiden geldiğini sanki çağrıştırmaz mı!
*Kur’an’da efsaneleri anlatılan Ashab-i Kehf sayılarından söz edilirken, yine 7 rakamı kullanılmıştır
*Muhammed a.s, “Çocuk 7 günlük iken sünnet edin” demesi ve torunları Hasan ile Hüseyin’i 7 günlük iken sünnet etmesi ve ayni fikrin Tevrat’ta da yazılmış olması
*Yine tanrının kainatı 6 günde yaratıp 7. günde istirahat etmesi (Tevrat’a göre), Kur’an’a göre de arşa yönelmesi (ki toplam olarak yine 7 gün oluyor) Sümerlerdeki 7 gün adetiyle aynı olması.
*Muhammed’a.s, “Çocuklarınız 7 yaşına gelirken namaza alıştırın” deyip burada da yine yedi rakamını seçmesi.
*Yeni doğan çocuklar için kesilen Akika olsun, diğer kurbanlarda olsun bir sığır veya devenin 7 kişi için yeterli görülmesi.
*İslam’ın, haftanın günlerini 7 olarak kabul etmesi.
*Kur’an’da Yusuf suresinde Hz. Yusuf dönemindeki melikin (hükümdarın) rüyasında yedi cılız inekle yedi semiz inek ve yedi yeşil başakla yedi kuru başak görmesi ve Yusuf’un bunu tabir ederken yedi bol yıl ile yedi kıtlık yılını kullanması ve burada da yedi rakamının kullanılması (Yusuf suresi, 43-49. ayetler) gibi. İslam’la Sümer inançlarında Yedi (7) rakamıyla ilgili benzer örnekler çoğaltılabilir. Bu kadar benzerliklerden soru işaretlerinin oluşmaması mümkün değil!
....


KURANI KERİMDE 7 RAKAMI
Kuran-ı Kerim’de bazı rakamlara dikkat çekilmiştir, bunlardan biri de 7 rakamıdır. İnsanlığın amacı bu konudan bir takım anlamlar çıkarmak değil, daha çok Kuran’ın sistematiği üzerine dikkat çekmektir. Bu açıdan baktığımızda, bir haftanın yedi gün olması gibi secde konusunun yedi rakamı ile ilişkili olduğunu görmekteyiz, secde halinde yedi uzvumuz yerle temas halindedir (2 ayak ucu + 2 diz + 2 avuç içi + 1 alın).

7, Yedi (Yedi Çift);


15/Hicr-87: Andolsun, sana çiftlerden yediyi ve büyük Kur’an’ı verdik.


Bu ayet, 1/Fatiha suresi’ne atıf yaptığı söylenmektedir, malumu ise Fatiha’nın 7 ayet oluşudur.
Yedi Gök;


2/Bakara 29: Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O’dur. Sonra göğe yönelip (istiva edip) de onları yedi gök olarak düzenleyen O’dur. Ve O, her şeyi bilendir.


23/Muminun 86: De ki: “Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş’ın Rabbi kimdir?”

41/Fussilet 12: Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve her bir göğe emrini vahyetti. Biz dünya göğünü de kandillerle süsleyip donattık ve bir koruma (altına aldık). İşte bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)’ın takdiridir.


65/Talak 12: Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah’ın her şeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah’ın ilmiyle her şeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için.


67/Mülk 3: O, biri diğeriyle ‘tam bir uyum’ (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir ‘çelişki ve uygunsuzluk’ (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun?


71/Nuh 15: Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır?”


78/Nebe 12: Sizin üstünüze sapasağlam yedi gök bina ettik.
Yedi Gün (Dönüşte Yedi);


2/Bakara 196: Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve buna benzer nedenlerle) kuşatılırsanız, artık size kolay gelen kurban(ı gönderin). Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin. Kim sizden hasta ise veya başından şikayeti varsa, onun ya oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir). Güvenliğe kavuşursanız, hacca kadar umre ile yararlanmak isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana da, hacc’da üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere, bunlara, tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu, ailesi Mescid-i Haram’da olmayanlar içindir. Allah’tan korkun ve bilin ki Allah, muhakkak cezası pek çetin olandır.Yedi Gece;


34/Hakka 7: (Allah) Onu, yedi gece ve sekiz gün, aralık vermeksizin üzerlerine musallat etti. Öyle ki, o kavmin, orada sanki içi kof hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldığını görürsün.
Yedi Başak;
2/Bakara 261: Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği gibidir. Allah, dilediğine kat kat arttırır. Allah (ihsanı) bol olandır, bilendir.
Rüyada Yedi (Yedi Kıtlık Yılı);


12/Yusuf 43: Hükümdar:” Ben (rüyamda) yedi besili inek görüyorum, onları yedi zayıf inek yiyor; bir de yedi yeşil başak ve diğerleri ise kupkuru. Ey önde gelen (kahin bilginler,) eğer rüya yorumluyorsanız benim bu rüyamı çözüverin” dedi.


12/Yusuf 46: (Zindana gidip:) “Yusuf, ey doğru (sözlü insan). Yedi besili ineği yedi zayıf (ineğin) yediği ve yedi yeşil başakla diğerleri kuru olan (rüya) konusunda bize fetva ver. Umarım ki insanlara da (senin söylediklerinle) dönerim, belki onlar (bunun anlamını) öğrenmiş olurlar.”


12/Yusuf 47: Dedi ki: “Siz yedi yıl, önceleri (ektiğiniz) gibi ekin ekin, yediğinizin az bir kısmı dışında (kalanını) biçtiklerinizi başağında bırakın.”
Bilinmeyen Yedi;


18/Kehf 22: (Sonra gelen kuşaklar) Diyecekler ki: “Üç’tüler, onların dördüncüsü köpekleridir.” Ve: “Beştiler, onların altıncısı köpekleridir” diyecekler. (Bu) Bilinmeyene (gayba) taş atmaktır. “Yedidirler, onların sekizincisi köpekleridir” diyecekler. De ki: “Rabbim, onların sayısını daha iyi bilir, onları pek az (insan) dışında kimse bilemez.” Öyleyse onlar konusunda açıkta olan bir tartışmadan başka tartışma ve onlar hakkında bunlardan hiç kimseye bir şey sorma.
Yedi Deniz;


31/Lokman 27: Eğer yeryüzündeki ağaçların tümü kalem ve deniz de onun ardından yedi deniz daha eklenerek (mürekkep) olsa, yine de Allah’ın kelimeleri (yazmakla) tükenmez. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.Yedi Yol;


23/Muminun 17: Andolsun, biz sizin üstünüzde yedi yol yarattık; Biz yaratmada gafiller değiliz.Yedi Kapı;


15/Hicr 44: (Cehennem) Onun yedi kapısı vardır; onlardan her bir kapı için bir grup ayrılmıştır.
6+1;


7/A’Raf 54: Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah’tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, güneşe, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O’nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.


10/Yunus 3: Şüphesiz sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden, işleri evirip çeviren Allah’tır. Onun izni olmadıktan sonra, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur, öyleyse O’na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?


25/Furkan 59: O, gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan ve sonra arşa istiva edendir. Rahman (olan Allah)dır. Bunu (bundan) haberi olana sor.


32/Secde 4: Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı, sonra arşa istiva etti. Sizin O’nun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz yoktur. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?


57/Hadid 4: Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva eden O’dur. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Her nerede iseniz, O sizinle beraberdir, Allah, yaptıklarınızı görendir.

Kuran’da 7 nci Süre, el- A’raf Süresi’dir. A’raf’ta yani cennet ile cehennem ehli arasındaki yüksek bir yerde bulunan insanlardan, ilahi vahyin doğruluğundan ve dünyanın vahye ihtiyacından söz edilir. Kuran’da 7 nci sure olan el-A’raf’ın 7 nci Ayeti’ne bakalım: “Ve onlara (olup bitenleri) tam bir bilgi ile mutlaka anlatacağız. Biz, onlardan uzak değiliz.” Burada, tüm olup bitenle ilgili bilginin insanlığa aktarılacağı ve vahiy kanalıyla Yüce Yaradan ile insanlar arasında sıkı bir bağ olduğu belirtiliyor. Tüm bu bilginin, 7 nci sure’nin 7 nci Ayeti’nde olması, herhalde tesadüf olamaz.

NOT: Yed kelimesi, Arapça isimdir. “El”, “Kudret” anlamına gelir. Yed-i beyza kelimesi, “Beyaz El” anlamdadır. Hz. Musa’nın parlayan eli, onun ilk mucizesi, kerameti anlamımdadır. Yedullah kelimesi ise “Tanrı Eli” anlamına gelir.DOĞA’DA 7 SAYISININ GEÇTİĞİ YERLER Gökkuşağı 7 renktir. Büyük Ayı takım yıldızı 7 yıldızlıdır. Dünyada 7 ana kıta vardır. Gökyüzü 7 kattır. En çok tanınan ve bilinen gül çeşidi “ 7 Veren Gülü”dür. Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesi vardır. Rio, Roma ve İstanbul 7 tepe üzerine kurulmuş şehirlerdir. Kızılderililerde 7 mevsim vardır. Avustralya’da Aborijin ve Kulinler’de de 7 mevsim vardır. GÜNCEL VE SOSYAL HAYAT’TA 7 SAYISININ GEÇTİĞİ YERLER Bir Haftada 7 gün vardır. Dünyanın harikası 7 dir. Müzikte 7 nota vardır. Yeryüzünde 7 temel renk vardır. James Bond 007 dir. Hürmüz 7 kocalıdır. Pamuk Prenses’in 7 tane cücesi vardır. ATATÜRK 7 harftir. Yedi Alimler Hikayesi: “Yedi Alimler Hikayesi”, kaynağını Sindbadname’den alan Türkçe masallar derlemesidir. Bir cariyenin iftirasına uğrayan Doğulu bir hükümdarın oğlunun kurtulması için, ülkedeki 7 bilge (alim) vezirden her birinin 7 gün boyunca kadınların kurnazlıkları üzerine anlattıkları öykülerden oluşur. Derlemenin adı da bu 7 alimden gelir.Yedi Askı: Arapça’da Muallakatü’s- Seba. Arap edebiyatında, İslam öncesinde yazılmış 7 kasideden oluşan derlemedir. Her biri yazarların en iyi yapıtı sayılan bu kasidelerin, Kabe duvarlarına asıldıkları için bu adla anıldığı sanılır.Yedi Hafta Savaşı: Avusturya- Prusya Savaşı olarak da bilinir. 1866’da, Avusturya, Bavyera, Saksonya, Hannover ve bazı küçük Alman devletleriyle Prusya arasında 1866 yılında yapılan ve 7 hafta süren savaştır. Prusya’nın zaferiyle sonuçlanmış, Avusturya’nın Almanya’dan çekilmesine yol açmıştır.Yedi Yıl Savaşı: Fransız devriminden önce Avrupa’nın bütün büyük devletlerinin katıldığı son büyük savaştır. (1756-63) Savaşın bir cephesinde Fransa, Avusturya, Saksonya, İsveç ve Rusya, öbüründe Prusya, Hannover ve İngiltere yer almıştı. 7 İLE İLGİLİ DEYİŞLER Yedi Bela, Yedi Canlı, Yedi İklim dört bucak, Yedi kat el, Yedi mahalle duydu, Yediden Yetmişe, Yedi Düvel, Yedi Göbek, Yedi Delikli Tokmak. İNSANIN VARLIĞINDA 7 SAYININ GEÇTİĞİ YERLER İnsanın soyu 7 göbek öteye gider. İnsanın 7 çakrası vardır. İnsanın yüzünde 7 delik vardır. (Ağız, 2 kulak, 2 göz, 2 burun deliği) Çocuklar okula 7 yaşında başlar. 7 aylık bebeklerin yaşama şansı, 8 aylık bebeklerden daha fazladır. DİNİ HAYATTA 7 SAYISININ GEÇTİĞİ YERLER Yedi Ruh : Eski Mısır’da Güneş Tanrısı’nın 7ruhlu olduğuna inanılıyordu.Yedi Bilge: Sümerlerde Ea, “Su Tanrısı” dır. Enkı adıyla da bilinir. İnanışa göre Su Tanrısı Ea’nın 7 Bilge Öğrencisi vardı. Bunlar yeryüzüne çıkıp insanlara bilgelik ve bilim öğretirlerdi.Yedi Musalar: Müziği yaratan 7 müzik perisi (Anadolu- Helen mitolojisinde yer alan Musa denilen bu periler türkü çağırır, çalgı çalarlardı.)Yedi Kurban: M.Ö. 278 yıllarında Balkanlar üzerinden Anadolu’ya geçerek Ankara yöresine yerleşen Galatlar’ın kurban törenlerinde 7 hayvanı kurban olarak kesmeleri. (Anadolu’da bir işin, bir dileğin yerine gelmesi için 7 koç kurban etme geleneğini de buna bağlayan halk bilimciler var.) (Örneğin bir yakınım, uzun zamandır bir çocuklarının olmasını arzu ediyordu. Bunun için 7 koç kurban edildi. Çocuk, 7 nci ayın 7 nde doğdu ve yedi sene bir koç kurban edildi.)Yedi Kamış : Sirinks uzunluklarına göre yanyana dizilmiş 7 kamıştan oluşan bir tür panflüttür. Frigya mitolojisine göre, Pan’ın (kırların ve çobanların tanrısı) icat ettiği ve elinden düşürmediği müzik aletidir, bir efsaneye konu olmuştur. Efsaneye göre kırların, çobanların ve sürülerin tanrısı ve koruyucusu olan Pan, Sirinks (Frigce ) isimli güzel bir periye aşık olur. Pan’ dan kaçmak için Sirinks kendisini su kamışı bitkisine çevirir. Bu güzel perinin onuruna, ve ona olan aşkı için Pan bu kamışlardan biraz keser ve bugün “Sirinks” veya “Pan flütü” olarak adlandırdığımız müzik aletini yapar.Yedi Engel: Şaman inancına göre Tanrı Ülgen’in katına ulaşmak için geçilmesi gereken 7 engel vardır. Bu engelleri aşmak, insanın inanç bakımından değişik aşamalardan geçmesine, olgunlaşmasına bağlıdır.Yedi Kişi: (Şaman inancına göre) Tanrı Ülgen’in yeryüzünde, önce, kemikleri kamıştan, etleri topraktan 7 kişi yarattığına inanılır. Yedi Oğul: Ülgen’in 7 oğlu vardır: Karşıt, Bura- Kan, Yaşıl- Kan, Burça- Kan, Karakuş, Baktı- Kan, Er- Kanım.Yedi Kulaç: Asya’da yaşayan Beltir adlı Türk topluluklarının düzenlediği bir din töreninde 7 kulaç uzunluğunda bir ip kullanılır, buna onların dilinde “ çilipağ “ denir.Yedi Gün: Yenisey’de yaşayan şamanist Türk boylarından Beltir’ler, ölüyü Müslümanlar gibi yıkarlardı. Ölü toprağa verildikten sonra, ölünün dul kalan karısının saç örgüleri çözülüp dağıtılır ve yarısından aşağısı kesilirdi. Dul kadın, ancak ölünün toprağa verilişinden 7 gün sonra saçlarını örebilirdi. Ölünün karısı ve çocukları, ölünün toprağa verişinden sonra 7 gün içinde, ölünün ciğerleri rahatsız olmaması için, ciğer yemezlerdi. Ölü toprağa verildikten 7 gün sonra, köy yahut oba halkı toplanıp mezarlığa giderler ve mezarın başında ateş yakarlardı. Çin’in Gan-su eyaletinde Nan- şan dağlarının kuzey kollarında yaşayan Sarı Uygurlar, uzun zamandır Budist sayıldıkları halde defin törenlerinde bir çok Şamanlık unsurlarını muhafaza etmişlerdir. Bunlar ölülerini üç veya 7 gün evlerinde saklarlar. Bu müddet içinde lamaları çağırıp dualar okuturlar.Yedi Kez Tekrar: Çin kaynakları, VI. yüzyılda Göktürkler’in defin törenini şöyle anlatmaktadır: ” Ölü bulunan çadırın etrafında at üzerinde 7 defa dolaşırlar. Kapının önünde bıçakla yüzlerini kesip ağlarlar. Yüzlerinden kan ve yaş karışık olarak akar. Bu töreni 7 defa tekrar ederler.Yedi Gün Yedi Gece: Gılgamış Destanı’ nda Tanrı Enkidu’ yu alt etmek için 7 gün 7 gece oyalandırılması. Aynı şekilde Budha dininde “Çıtamani” denen mutluluk incisini bulmak ve insanları mutluluğa kavuşturmak için Budha’nın gizli bir ülkede 7 gün, 7 gece yol gitmesi.Yedi Melek,Yedi Gün: Yezidilerin inancına göre 7 imam (peygamber) ve bunların yaratıldığı 7 gün Melek Taus (Pazar), Derdail (Pazartesi), İsrafail (Salı), Mikail (Çarşamba), Cevrail (Perşembe), Şamnail (Cuma),Turail(Cumartesi).Yedi Şans Tanrısı : (Şişi- fuku- cin) Japon mitolojisinde iyi talih ve mutlulukla ilişkilendirilen 7 tanrı vardır. Her biri farklı kökenlerden geldiği halde 16 ncı yüzyıldan sonra aynı kümede toplanan bu tanrılar Bişamon, Daikoku, Ebisu, Fukurokucu, Curocin ve Hotei ile tek tanrıça olan Benten’dir. Halk şarkılarına da konu olan Şişi- fuku, cin resim ve oyunlarda tek tek ya da topluca komik öğelerle betimlenir. KUTSAL DİNLERDE 7 Tevrat’a göre Firavun, rüyasında 7 cılız ineğin,7 semiz ineği yediğini görmüştü. Tevrat ve İncil’de, 7 sayısı yaygın olarak kullanılmıştır. 7 rahip, 7 trompet, 7 kilise, 7 mühür, 7 kase, 7 yıldız, 7 boynuz, 7 başlı canavar, 7 ruh, 7 kollu şamdan çok bilinen örneklerdir. İnanışa göre, Hz. Süleyman’ın tapınağına 7 basamakla çıkılıyordu. Tufanın hazırlıkları 7 gün sürmüştü. Nuh’ un, gemiden uçurduğu güvercin 7 gün boyunca uçmuş ancak sekizinci gün gemiye dönebilmişti.Yedi Tur: Eskiden Yahudiler, Kamış Bayramı’nda tapınaklarında toplanır ve kutsal mihrabın etrafında 7 kez dönerlerdi.Museviler’ de Hamursuz Bayramı’ndan 7 hafta sonra yapılan Gül Bayramı’ nda günah adağı olarak 7 kuzuyu kurban etme geleneği vardır.Yedi Çoban: Musa peygamberin, Firavun’dan kaçarak, gittiği Medyan çölünde yardım ettiği söylenen 7 çoban kız.Yedi Oğul :Tevrat’a göre Yafes’in 7 oğlu vardır. Bunlardan her biri bir ulusun atası sayılır. Hıristiyanlıkta manastır hareketinin başlangıcından bu yana 7 büyük günahtan söz edilir. Bu günahlar şöyle sıralanır: 1)Kibir, 2) Açgözlülük, 3) Şehvet, yani aşırı ve yasaklanmış cinsel istek, 4) Kıskançlık, 5) Oburluk ve genellikle ayyaşlık, 6) Öfke ve 7) Tembellik.Katoliklerde 7 sakrament esastır.Yedi Uyurlar: “Eshab-ı Kehf” olarak bilinir. Ölümden sonra dirilişe ilişkin ünlü efsanenin kahramanlarıdır. Ortaçağ boyunca Hıristiyan ve İslâm dünyasında çok tutulan efsaneye göre, Roma İmparatoru Decius döneminde Hıristiyanlara yapılan baskılar sırasında (İS. 250) 7 Hıristiyan asker doğdukları kent olan Ephesos (Efes) yakınında bir mağarada gizlenirler. Daha sonra mağaranın kapısı kapanır. Böylece İmparator Decius’un çıkardığı ferman uyarınca pagan kurban törenlerine katılmaktan kurtulan 7 Hıristiyan, mucizevi bir uykuya dalarlar. Doğu Roma İmparatoru II. Thedosius döneminde (İS. 408- 450) mağaranın ağzı açılınca uyanırlar. 7 asker, yaşadıkları deneyimin derin anlamını açıkladıktan sonra ölürler. Bunun üzerine onlar adına kutsal bir mezar yapılır. Batı’da yaygın olan anlatıda Eshab-ı Kehf, Maksimianos, Malkhos, Markianos, Ioannes, Denis, Serapion ve Konstantinos’ tur. Doğu’ daki anlatılarda ise bu adlar Mekselina, Yemliha, Mernuş, Saznuş, Debernuş, Meslina ve Kefeştatayyuş olarak geçer. Afşin ve Tarsus’ta Eshab-ı Kehf, Efes’ te ise “Yedi Uyurlar” adıyla anılan ve ziyaret edilen mağaralar vardır.Yedinci Gün Adventisleri: 19. yüzyılda ABD’de ortaya çıkan bin yıl inancına bağlı Protestan akımı Adventizmin günümüzdeki en büyük koludur.Yedi İmamcılık: Sebiye, “Yedi İmamcılık” olarak da bilinir. Şiiliğin, imamların sayısını yediyle (seb’) sınırlayan koludur. Sebiye izleyicileri zamanla 7 sayısı üzerine kurulu bir öğreti geliştirmişlerdir. Buna göre yeryüzünde her zaman Tanrı’ nın kanıtları (hüccet) vardır. Kanıtlar, konuşan (natık) ve susan (samit) olmak üzere ikiye ayrılır. 7 konuşan kanıt Hz. Adem, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Muhammed ve Muhammed et- Tamm’dır. Her iki konuşan kanıt arasında da 7’şer susan kanıt vardır. Hz. Muhammed ile Muhammed et- Tamm arasındaki susan kanıtlar, Hz. Ali ile başlayıp Hz. İsmail ile biten 7 imamdır. İSLAM DİNİNDE 7 Kur’an’ın ilk suresi Fatiha 7 ayettir. Kainat 7 günde yaratılmıştır. Kabe’nin etrafı 7 kere tavaf edilir. Mevlevilik’te 7 bilgelik rakamıdır. Mevlevilerde 7 selam vardır. Hz. Mevlana’nın 7 öğüdü vardır. İslam dininde 7 mertebe vardır. Müslümanlar Hac sırasında Safa ile Merve arasında 7 kez gidip gelirler. Müslümanlar Hac sırasında şeytan taşlamada 7 taş atarlar. Mina’da, bayram günleri üç gün şeytan taşlanır. Bayramın birinci günü Mina’da, Cemre- i Akabe [Büyük Şeytan] denilen yerde iki buçuk metreden veya daha uzaktan Cemre [Büyük Şeytan] yerini gösteren duvarın dibine nohut kadar yedi taş atılır. Bayramın ikinci günü, öğle namazından sonra üç ayrı yerde, yedişer taş atılır. Mescid-i Hıf’e yakın olandan başlanır. Önce küçük şeytan, sonra orta şeytan ve büyük şeytana yedi taş atılır, toplam 21 taş eder. Bayramın üçüncü günü de böyle yedişer taş atılır ki, hepsi 49 taş olur. [Aynen ikinci günkü gibi.] Üçüncü günü güneş batmadan önce, Mina’dan ayrılınır. Dördüncü gün de Mina’da kalıp, sabahtan güneşin batışına kadar dilediği zaman 21 taş daha atmak müstehabdır. [Küçük, orta ve büyük şeytana yedişer taş atılır.]Kuran’da 7 Gök tabiri, 7 kez geçer. (Bakara Suresi 29), ( 17. İsra Suresi 44), ( 23. Muminun Suresi 86), (41. Fussilet Suresi 12),( 65. Talak Suresi 12), (67. Mülk Suresi 3), (71.Nuh Suresi 15). ayetlerde gerçekleşmektedir. GELENEKSEL KÜLTÜRÜMÜZDE VE AŞIKLARIN DİLİNDE 7 SAYISININ ANLAMI Yedi sayısı, Orta Asya’daki Türk boylarından günümüze kadar Türk halk inançları ile günlük yaşamlarında en çok sözü edilen sayılardandır. Yedi sayısı, Anadolu’da ve bütün Türk boylarında kutsal sayılmaktadır. Bunlardan bazılarını şu şekilde belirlemek mümkündür.Altay Türklerine göre ayın tutulması “yedi başlı dev” yüzündendir.
Kırgız Türkleri’nde Kutup Yıldızı’nda bulunan “Büyük Ayı”ya, “Yedi Bekçi” denir.
Orta Asya ve Anadolu Türklerine göre yer yedi kattır.
Kur’an-ı Kerim yedi harf üzerine inmiştir.
Mekke ile Medine arasında yedi kale vardır.
Kur’an-ı Kerim’de Yusuf Peygamber kıssasındaki rüyaya göre yedi besili ineği, yedi zayıf inek yer yorumunda yedi yıl kıtlık olur.
Hac’da Kâbe yedi kere tavaf edilir.
Kur’an-ı Kerim’de geçen Eshab-ı Kehf olayı, Yedi Uyurlar olarak bilinir.
Hz. Ebubekir Mushaf’ı yedi suret yazdırmıştır.
Cuma namazının yedi farzı vardır.
Süleymaniye camii yedi senede yapılmıştır.
Çile yedi yıl doldurulur. Yunus Peygamber Diyarbakır kalesinde yedi yıl oturmuş, Eyüp Peygamber, Harran’da bir mağarada yedi yıl çile doldurmuştur.
İstanbul yedi tepe üzerine kurulmuştur.
Bursa’da yedi Osmanlı türbesi vardır.
Osmanlı Devleti kurulduktan sonra yedinci asırda yıkılmıştır.
Dünyanın yedi harikası vardır.
Gökkuşağı yedi renklidir.
Başta yedi delik vardır.
Dilimizde sözcük türleri yedi tanedir.
Gökteki takım yıldızlarının en ünlüsü Ülker Yıldızı’na “Yedi kandilli Süreyya” denir.
Müzik notası yedi tanedir.
Ailede soy yedi göbeğe kadar çıkarılır.
Kefene yedi arşın bez de denir.
Mevlana’nın mesnevisi yedi cilttir.Mevlana’nın yedi öğüdü vardır.
Anadolu’da düğünün en namlısı yedi gece, yedi gündüz olanıdır.
Çocuk yedi yaşında okula gönderilir.
1 hafta yedi gündür.
Tehlikeli ve sağa sola zorla baskı yapanlara yedi bela denir.Aşıkların dilinde ve telinde yedi sayısı:
Seyrangahı imiş arşın yücesi
Düldül imiş Kanberi’nin hocası
Server Muhammed’in Mi’rac gecesi
Yedinci felekte arslan olan şah
Pir Sultan AbdalMünkirin gıdası Hak’tan kesildi
Nesimî yüzüldü Mansur asıldı
Dünya yedi kere doldu ıssıldı
Dolduran Muhammet eken Ali’dirPir Sultan Abdal
Musahipsiz yedi adım varılmaz
İrfan olmayınca ağu yudulmaz
Yularsız deve katara gelmez
Hakk’ın bir ikrarın kime verdin sen
Teslim AbdalToprak yurt bulmaya güvercin uçtu
Yedi yıl deryada hem kanat açtı
Bir yeşil kubbeye kondu konuştu
Bir avuç turanın saçanıyız biz
Hüzeyin Fevzi 7 RAKAMININ YERYÜZÜNDEKİ GİZEMİ Yedi, tamamlanmışlığın, bütünlüğün, birliğin, göksel uyumun, devriliğin, tekamülün mükemmel düzenin, Göksel Yönetim’in İşlevselliği’nin sembolü olarak bilinir. Tam bir periyodu veya siklusu ifade eder. Eril olan üç ile dişil olan dördün evliliği olarak da ifade edilebilen yedi sembolünün, dünyanın meydana getirilişini de sembolize ettiği görülmektedir. Yedi, dünya ve bedenle birlikte hem ruhsal hem de dünyaya ait olanı kapsayan ilk sayı; evrenin sayısı ve makrokozmostur. Güvenlik, korunma, huzur, bolluk, yeniden birleşme, sentez ile ilişkilendirilen yedi aynı zamanda bakireliğin sayısıdır. Güneşin yedinci ışını insanın bu dünyadan bir sonrakine geçtiği yoldur. Bu yedi aşamayı tamamlayanlar, sonsuzluk kapısını çalarak dünya ile ilgili aşamaları geçip bir sonrakine hak kazanırlar.Yedi gün, oruç ve tövbe periyodudur. Herhangi bir sayının yedinci gücü Philo’ya göre hem karedir hem de küptür, dolayısıyla da büyük öneme sahiptir. Üçlünün ve dörtlünün birliğini kapsar ve dolayısıyla ona sıra dışı bir değer bahşedilmiştir.Uzayın yedi yönüne (yani varoluşla ilgili altı boyut ve bir de merkez), aynı zamanda üçgenin karenin üzerine konulmasıyla (gökyüzünün dünyanın üzerinde oluşu gibi) karenin üçgenle birleşimine tekabül eder. Görünenin ardındaki görünmeyen yedi sayısı ile yeryüzünde tezahür eder. O nedenle de Yönetim Mekanizmalarının sayısıdır ve Ruhsal Yönetim Kadroları insanları ikili dengeler içinde sınadıklarından, iki yönlüdür.Yedi, müzik notalarının temel serisini oluşturan sayıdır ve aynı zamanda renklerin ve gezegenlerin olduğu gibi onlara tekabül eden tanrıların; aynı zamanda cezası ölüm olan günahların ve bu günahların zıddı olan olumlu eylemlerin sayısıdır.İyilik ve kötülük, yin ve yang ikilemi sadece Tanrısal Makamlar’da asıl tekliğine ve birliğe kavuşur, onun dışında insan için her zaman kötülükten korunmak ve iyiye yönelmek asıl yapılması gerekendir. Ezoterik tradisyonlarda ve Herman Hesse gibi gizemci yazarların romanlarında sık kullanılan ve yedi harften oluşan gizemli Abraxas ismi bu Tanrısal ikilemi, Tanrı’nın iyi ve kötüyü aynı anda barındırdığını ve insanın iyiyi kendi özgür iradesiyle ve isteyerek seçmesi gerektiğini anlatmaya çalışır. O nedenle de özgür irade ile seçilen kötünün yaşanması da kaçınılmaz olmakta ama özgür seçim nedeniyle tüm getirilerine katlanılması da bir karma olarak kişinin karşısına çıkmaktadır. Yedi Katlı Yol, ruhsal öğretiler dünyasında çok yaygın bir semboldür. Flaman Ezoterizmci Ruysbroek ruhsal yükselişin yedi basamağıyla, İranlı şair Attar onikinci yüzyılın sonlarında ruh kuşlarının 7 vadi boyunca süren yolculuğuyla, Iraklı Sufi Nuri ruhsal kalenin yedi duvarını betimleyerek ya da Avilalı Aziza Teresa yedi içsel kaleyi görselleştirerek bu görüşü ifade ederler. Yolun bütün bu betimlenişlerinin arkasında, eski Yedi Cennetsel Gök boyunca yükseliş fikri yatar. Yedi kozmik aşama, yedi gök, yedi cehennem, yedi ana gezegen, evrenin devriliği, güneşin ışınları, insanın yaş dönemleri, bilgelik sütunları, gökkuşağının ay bölümleri, haftanın günleri, müzik notaları, dünyanın harikaları vs. gibi sembollerle ilişkilendirilir. Ayrıca yedi rüzgar, yedi deniz, yedi iklim, yedi yaş, yedi çöl, dünyanın yedi harikası ve yedi bilge insan vardır. Hydra’nın yedi başı vardı ve Ajax’ın kalkanı yedi kattı. Yedi dağın arkasındaki yedi cücenin unutulmaması gerekir.Bir Arap atasözü, asla fazla alınmaması gereken yedi şeyden bahseder: “İyi yüreklilikle önerilen ekmek, kuzu eti, soğuk su, yumuşak elbise, güzel koku, rahat yatak ve benzeri güzel gelen her şey”. Yedi, üçten sonra Orta Doğu’nun kadim uygarlıklarına ait kutsal sayıların en önemlisidir. Sayı, 28 günlük ayın dört haftaya bölünüşünden ya da yedi gezegenden (Güneş, Ay, Mars, Merkür, Jüpiter, Venüs ve Satürn) ortaya çıkıyor denebilir. Yedi, dört elementi kuşatan ve duyusal güçlere karşılık gelen maddi dörtlemeyle (hava=zeka, ateş=istenç, su=duygular, toprak=ahlak) birlikte yaratıcı ilkelerin üçlülüğünü (aktif zeka, pasif bilinçaltı ve işbirliğinin düzenleyici gücü) içerir.Yedi aynı zamanda yedi güzel sanatın trivium ve quadrivium’a bölünmesinin de temelini oluşturur. Düalite prensibinin geçerli olduğu oluşumlarda yedi rakamı yerine çifti olan ondört sayısının esas oluşturduğu görülmektedir. Bu yüzden düalitenin dikkate alındığı kimi tradisyonlarda yedi rakamı çift olarak, yani ondört olarak ifade edilir. Örneğin Eski Mısır tradisyonunda Osiris’in bedeninin ondört parçaya ayrıldığı bilgisi vardır. Benzer şekilde Grek tradisyonunda da Zagreus’un bedeninin yedi ya da ondört parçaya ayrıldığı bilgisi bunmaktadır. Çin ve Sufi tradisyonlarında kalbi gelişimin yedi süptil derecesi bilgisi vardır.Simyada, Eski Mısır’da, Budizm’de, Mitraizm’de yedi basamaklı merdivenden sözedilir. Bir kaynağa göre, yedi notalı gamın ilk oktavının oluşturduğu müzikte ve kimyasal elementlerin sıralanışında düzenli yineleniş her zaman yediyle bağlantılıdır.Kadim bir düşünceye göre insanın gelişmesi yedi ve dokuz dönemde gerçekleşir. İskenderiyeli Philo, ilk yedili dönemin sonunda insanın süt dişlerinin yerine gerçek dişlerinin çıktığını, ikinci yedili dönemin sonunda ergenliğin başladığını ve üçüncü yedilide gençlerin sakallarının çıktığını söyler. Dördüncü yedili yaşamın yüksek noktasıdır, beşinci evlilik zamanıdır. Altıncı yedili düşünsel olgunluk gerektirir, yedinci yedili ise akıl aracılığıyla ruhu yüceltir, sekizinci hem zeka hem de aklı mükemmelleştirir ve dokuzuncu tutkuları yumuşatır, adalet ve ölçülülük yolunda ilerler. Onuncu yedili ise insanları ölüme hazırlar. İncil’in 90. Mezmur’unda şöyle söylenir: “Yılların günleri yetmiş yıldır”. ÇEŞİTLİ GELENEKLER Yedi başlı ejderha ya da yılan Mayalar’da Hindistan’da, Pers’te, Uzak Doğu’da, özellikle de Kamboçya’da, Kelt ve Akdeniz Mitleri’nde ortaya çıkar. Ezoterik tradisyonda Yedi Başlı Ejderha, insan egosunun 7 yönünü, enerjileri yükseltmeyi ve içimizdeki yedi başlı canavarı yenmeyi simgeler. Bazı tradisyonlar bu yedi başlı ejderhanın hep bizimle olduğunu ve eğer dikkatli olmazsak başlarının sürekli yenilenerek, ruhumuzu ele geçirdiğini söylerler ve insanın kendini geliştirmeye yönelik çalışmalarının yaşam boyu süreceğini ileri sürerler. Olumlu ve olumsuzu çift olarak bir arada barındıran yedi sembolünün iyiyi ve kötüyü aynı anda kendinde barındıran Tekliğin yani İlahiliğin sembolü olduğu belirtilir. O nedenle de, Yönetim Kadrolarının İşleyişinin de sembolüdür. İnsana mükemmelliğe gidişi işaret eder ama önce kendi içindeki yedi başlı ejderi yenmesi gerektiğini anlatır. Ancak en üst boyutlarda yani Tanrısallık katında bu ikilik tekliğe kavuşur. İnsan için daha yürünecek çok yol vardır. Yedi ayrıca üç boyutlu haça da tekabül eder ve acının, acı çekmenin arınmadaki çok önemli rolünün sembolüdür. Simyada Çalışma’ya dahil olan yedi metal vardır. Astrolojide Büyük Ayı’nın yedi yıldızı değişmez, yani tüm yıl boyunca tam olarak görülür. Yedi yıldız, yedi ana gezegen, güneşin yedi ışını vardır. Kadim olumsuz çağrışımları olan yedi, ikili bir yapıya sahiptir. Olumlu ve olumsuzu aynı anda barındırır. Yedi gezegenin sayısı, tanrıların, kahramanların (Teb’e karşı yedi) ya da kahramanlığı ve yaratıcı bilgeliği sembolize eden bilge adamların mitolojik figürlerinin her yeni kılık değiştirişinde ortaya çıkar. Olumsuzluğu da barındırdığı bilinmesine rağmen yedi genellikle olumlu ve Tanrısal güçlerle iç içe düşünülür. Tanrı’nın 99 isminin olması da aynı anlama gelir. Birlik ve teklik, iyiyi ve kötüyü sinesinde aynı anda barındırır ama insan Kutsal Ruh’a yükselmek için hep iyiden yana olmalı, her türlü kötülüğü kendinden uzak tutmalıdır. Kutsal Ruh’un yedi armağanı yedi ölümcül günahla dengelenmiştir. Tanrı’nın çaldığı lirin yedi, bazen de dokuz teli vardır. Romalı kilise babası Tertullian “yedi katlıdır karanlığı aydınlatan kutsal ruh” demiştir. Yedi karanlıkların aydınlatıcısıdır ama aynı zamanda da karanlığa davet çıkaran, insanı karanlıkla sınayandır. Yedi, Mandeanlar (Sabiiler) için de tehlikeli bir sayıydı; bir Mandean kutsal metni yedi baştan çıkarıcının Adem’in bütün çocuklarını baştan çıkardığını söyler ve bu yedi baştan çıkarıcı ile mücadele edilmeden aydınlığa çıkılamayacağını savunurdu. Aslanla ejderin bitmeyen kavgası, iyi ile kötü arasındaki sürekli denge olarak ele alınır. Hayat ağacı da yedi dalla sembolize edilirdi, her dalın da yedi yaprağı vardı. Enok, Nuh, İbrahim, İshak, Yakub, Musa ve İsa dünyanın; yani bilgelik evinin yedi yıldızı ya da yedi çobanıdır. Vahiy yedi döngüsel dönemde gelir ve yedinci, son peygamberi izleyen ruhsal önder dirilişi başlatacaktır. İsmaili Mezhebi’nin filozofları, ilahi yaratılış sözcüğü Kun Fayakun’un Ol ve olur’un yedi harfindeki yedi ezeli çeşmeden akan ilkeleri bilirlerdi; ezeli sisten önce yedi cennet sonra da yedi yeryüzü doğdu. Yedi büyük peygamber yedi göksel küreye karşılık gelir, her peygamberin yedi yeryüzüne karşılık gelen döneminde yedi imam ortaya çıkar. Londra’da Güney Kensington’daki yeni İsmaili Merkezi’nde yedigen bir çeşme bulunur. İsmaili Mezhebi’nin görüşlerine yakınlığıyla bilinen Basra’daki saflık kardeşliği insanlara yedi bitkisel ve yedi ruhsal beceri atfeder. Onbirinci yüzyılda yaşamış İsmaili Filozofu Nasir-i Hüsrev, bütün evreni maddi ve ruhsal yedililere bölmüştür. BUDİZM Budizm’de, yükselmenin ve en yüksek olana erişmenin, merkeze ulaşmanın sayısıdır. Yeni doğan Buda, bunun son doğuşu olduğunu ifade etmek için 7 uzun adım atar. Arınmayı yedi yıl boyunca arar ve meditasyon için altına oturmadan önce Buda ağacının çevresinde 7 tur atar. Buda’nın adımı zamanı ve mekanı aşan yedi kozmik aşamanın yükselişini sembolize eder. Borobadur’daki yedi hikayeli Prasada kutsal bir dağ ve axis mundi’dir. (Evrenin merkezi anlamına gelir. Şamanistik kökenli türk mitolojisine göre ise, dağlar ve ağaçlar axis mundi olarak kabul edilir). Son noktası Aşkın Kuzey’de biter ve o nokta Buda’nın gerçekliğine ulaşır. Budist cennetin 7 terası vardır ve yedi dinsel iş bu hayatta inanana meyve verecektir. ÇİN Çin’de çok kullanılan ejderha motifi, yedi başlı ejderle bütünleştirilerek pek çok yerde hem arınmanın hem yükselişin ve hem de inisiyatik öğretinin, içsel yolculuğun, nefsin ateşini söndürmenin sembolü olarak kullanılır. Çin, Japonya ve çeşitli Uzakdoğu tradisyonlarında olumsuzluğu simgelemekten çok, enerji akımlarını belirtir. Çeşitli cinslere ayrılan ejderler vardır. Çin ezoterik bilimlerinde ‘Feng Shui’de ley hatlarına ejder yolları’ denir ve Chi enerjisinin yang akımı mavi ejderle simgelenir. Kutuplaşma gösteren enerjiler gerek Doğu gerekse Batı tradisyonlarında, genellikle ‘Kadüse’yi andırır tarzda, birbirleriyle mücadele eden iki ejder veya yılanla simgelenir. Sembolizmde düalite prensibi ejder ve yedi sayısı ile de ifade edilir. Gök ile Yer arasında biri inen, biri çıkan iki enerji akımından söz edilir. Uçan kanatlı ejder veyerde yürüyen ejderle sembolize edilir.Çin tradisyonuna göre eski ay takviminde 7. ayın 7. günü büyüyen yarımayın günüdür ve bugün de kutlanan bayram özellikle kadınlar ve genç kızlar için Çin yılının en önemli bayramıdır çünkü her ne kadar kadim Çin’de çift sayı olmayan yedi sayısının, eril prensip olan yang ile özdeşleştirilmesi beklense de kadın organizmasının ritmik gelişimi yedi sayısını temel almıştır, dolayısıyla sayı kadın hayatının yaş dönemlerini belirlemede kullanılırdı: 2*7 yaşında olduğunda yin yolu başlardı ve 7*7 olduğunda bu sona ererdi. Çin’de yedi gezegen sayısı, sadece beş gezegeni içeren ve olasılıkla Hindistan’dan gelmiş olan daha önceki sisteme (Mars, Merkür, Jüpiter, Venüs ve Satürn) nazaran daha az öneme sahipti. HRISTİYANLIKHıristiyanlıkta Tanrı, yaratılışın altı ışının merkezindeki yedinci ışınla temsil edilir. Yedi ayin, ruhun yedi armağanı, teolojik ve temel erdemlerin yedi tanesi (3+4 olmak üzere) vardır, ölümcül günah, Araf’taki yedi sıra veya dağ, yedi sosyal bilim, gezegenleri kapsayan kristal küreler, büyük peygamberler, Varlığın Melekleri, İsa’nın kovduğu kötülükler, Meryem’in sevinçleri ve ıstırapları, Hıristiyan aleminin uğrunda mücadele verdikleri, erken dönem kilise konseyleri ile ilişkilendirilir. Yeni Ahit’te yetmiş kere yediye kadar bağışlamaktan sözedilir (Matta 18:22). Yedi, Meseller’de Bilgeliğin Yedi Sütunu olarak övülür (9:1) ve Zekeriya Rabb’ın Yedi Gözü’nden bahsettiğinde bu simgeyi Tanrı’nın her yerde bulunuşunu ve her şeyi bilişini vurgulamak için kullanır. Yeni Mükemmellik sayısı olan yedi, Tanrı’nın dinlenme günüdür ve aynı zamanda da zamanın geçişine işaret eder, çünkü İsa’nın sekizinci günde dirilişiyle sonsuzluk başlamıştır. YAHUDİLİK
Yahudilikte bu tradisyonel sayı Menorah’ın (Yedi Kollu Şamdan) yedi kolunda yankılanır. Kabala’da yedi kollu şamdan Gökyüzünün Yeryüzünü yedi aşamada, yedi ayrı organizasyonda yönettiğini ve Göksel Yönetim’in yedi ayrı aşamasını anlatır. Eski Ahit’teki ünlü bir “yedi sahne” de aynı zamanda ilahi öfkeyle ilişkilendirilir: Yedi rahip yedi koç boynuzuyla Jericho’nun duvarlarını yedi günde çevirmiştir. Yedinci günde onlar kenti yedi kez kuşatmışlar ve Yahudiler bir savaş çığlığı atmış ve ardından Jericho’nun duvarları düşmüştür. Eski Ahit’te Baalam’ın yedi sunağı, kurban edilecek olan öküz ve koç vardır, Jordan Nehri’nde yıkanan Naaman zamanları, Samson’un sınırlarının sayısı, yedi kez hapşıran Elisha tarafından ölüyken diriltilen çocukla, yedinci dağdaki sandıkla ilişkilendirilir, ayrıca güvercin yedi günden sonra gönderilir. Yedi, Yahudilik’te okült zekanın, görünenin ardındaki görünmeyen zekanın sembolüdür. O nedenle yediye ihtiyatla yaklaşılması ve ondan sakınılması da gerekir. Görünmeyen zeka ciddi ve hafife alınamayacak olan zekadır. Yahudi yılında yedi büyük kutsal gün vardır. Mabedin inşası yedi yıl sürmüştür, bilgeliğin yedi sütunu vardır. “Yahova’nın sözleri saf sözlerdir, yedi kere saflaştırılmış saf gümüştür,” der onikinci mezmurun yazarı ve bu kelimeler Kabalacılara Kitabı Mukaddesin kelimelerinin daha derin yorumu için ilham kaynağı olur. Bu şekilde sukkotta oturmak için tavsiye edilen yedi gün, yaratılışın yedi günü ile ilgilidir ve Zohar’a göre Kabala’dakiyedi alt sefirot İbrahim, İshak, Yakub, Musa, Harun, Yusuf ve Davud şeklinde tarihsel tezahürlerle bağlantılıdır. Aynı şekilde yedi yıl süren Süleyman Mabedi’nin binası Mabed’e tekabül eden “sefirah binah” (Yüksek Akıl) da içine alan yedi alt sefirot ile mecz edilir. Bu alt sefirot’un yedincisi (onuncusu dalih) Şekine’dir, buna Sabbath Queen (Yedinci Gün Kraliçesi) denir ve Zohar’ın açıkladığına göre yedinci asli güne tekabül eder. Yedinin her içermesi gibi Süleyman’ın Meselleri de Bilgeliğin yedi sütununu över (9:1) ve Zekeriya Rabb’ın yedi gözünden söz ettiğinde bu imgeyi Tanrı’nın her yerde hazır ve nazır olması ve her şeyi bilmesini hatırlatmak için kullanır. (Zekeriya 4:10). Yedi İlahi Göz kavramı sanki Tanrı’nın onlar vasıtasıyla dünyaya baktığı gözler olan yedi büyük veli ile bağlantılı olarak sonraki dönemde Tasavvufta yeniden ortaya çıkar. MISIR
Mısır’da kader tanrıçaları olarak yedi Hathor vardır ve Hathor Rahibeleri’nin yedi kavanozu vardır, Ra’nın yedi kızı yedi tunikleri üzerine yedi düğüm atmışlardır, Ra’nın yedi şahini yedi bilgedir, boğayla birlikte yedi inek doğurganlığı temsil eder, ötealemin yedi evi vardır ve bu evlerin üç kat yedi kadar girişleri vardır. Bu sayı Osiris için kutsaldır. Mısır’da cennete giden yedi yol ve yedi cennetlik inek vardı ve bu sayının ikiyle çarpılması sonucu elde edilen ondört yer ölümün diyarındadır. Bir geç dönem demotik metinde Osiris yer altı dünyasının yedi salonunda babasını dolaştırır. Mısır Tradisyonu’nda esiri okyanus Nun’da yüzen Ra’nın kayığında yedi ilah vardır. Osiris’in, ışığın yedi derecesi denilen yedi basamaklı merdiveni vardır. HİNDUİZMHinduizm’de Brahmanlar’ın Yedi Mücevheri ve tufandan önce yedi tanrısı ve onları koruyan yedi bilge adam vardır. Yedi, Hindistan’da yaygın bir kullanıma sahiptir. 3 ile birlikte Vedalar’da en sık kullanılan sayıdır. Ateş Tanrısı Agni ile ilişkilidir. Ateş arınmanın sembolüdür. Agni’nin yedi eşi, annesi ve kızkardeşi; yedi alevi, ışığı, dili vardır ve ona yedi katlı şarkılar adanır. Güneş tanrısının yedi atı arabasını gökler boyunca çeker. Rigveda, yedi yıldızdan ve tanrıların içeceği olan cennetle bağlantılı olan soma’dan oluşan yedi dereden sözeder. Fırtına ve yağmur tanrısı İndra yedi katlıdır ve dünya yedi kısımdır, mevsimler yedi tanedir ve cennette yedi orman bulunur. TASAVVUF
İslamda ilk mükemmel sayıdır. Yedi gök, yedi iklim, yedi dünya ve deniz, yedi renk, yedi peygamber, kalbin yedi aktif gücü, hali ve yedi durağı vardır. Kabe yedi kez tavaf edilir ve bu Tanrı’nın yedi özelliğini temsil eder. İslam yedi sembolünün önemini pek çok yerde vurgulamıştır; örneğin Kuran’a göre Allah cenneti ve dünyayı yedi katlı yaratmıştır. Kuran yedi anlamlıdır ve namazdaki bir rekat yedi bölümden oluşur. İslam’ın ezoterik yorumlarında İlahi isimlerin taayyünlerinin sureti olarak açıklanan, aşkla kendinden geçmiş yedi melek vardır. Mesnevi’de yedi yıldızın yedi aklından sözedilir. Tasavvuf yolunda yedi makam veya yedi vadi, dünyanın pek çok yerindeki mistik tradisyonlarda yaygındır. Yedi, manevi üç ve maddi dördün ideal bir birleşimidir ve bu nedenle en mükemmel hayat yolunu işaret eder. Yediyle kutsanan kişi, mükemmel hayat yolunu bulmuş demektir. Salik’i nihai amacına ulaştırmak için gereken yedi aşama, cehennemin yedi kapısı vardır. O kapıların her birini tek tek açmak gerekir. Geç dönem Sufilik, ezoteristlerin ruhsal güçlerini üzerinde yoğunlaştırdıkları bedenin yedi hassas noktasından sözeder, bunlar Hint ezoterizmindeki yedi şakrayla paraleldir. Sufiler, incelme yoluyla derin düşünmeye dayanan duaları sırasında şuurun daha yüksek düzeylerine erişebilirler. Bu incelik, Tanrı’nın Adem’den Muhammed’e kadar kendini yedi büyük peygamberde dışa vuran yedi temel niteliğiyle iş görür. Yedi, Sufilerin özellikle önem verdiği bir sayıdır. Göksel küreler “yedi değirmen” ve büyük ayı takımyıldızı “7 taht” olarak bilinir. Türk tradisyonlarında Uygurlar’ın yedi kutsal kenti vardır. İstanbul yedi tepelidir. Altaylarda tahtı yıldızlarda olan Ülgen’in yedi oğlu vardır. Kuzey Asya’da insanın yedi canının olduğu kabul edilir. Ayrıca yedi başlı ejder sembolü de Türk tradisyonlarında rastlanan bir semboldür. Sibirya ve Yakut Şamanizmi’ne göre dünya dağı yedi katlıdır. Gökler ve yer yedi katlıdır. Tufan ve tufanda kullanılan gemi de yedi sembolü ile ilişkilendirilir. Örneğin Tevrat’ta gemiye her saf hayvan türünden yedişer tane alınır. Gemi yedinci ayın yedinci günü Ararat Dağı’nın tepesine ulaşır. Nuhun Gemisi yedi bölmelidir. Kalde ve Hint Tradisyonları tufanın yedi gün sürdüğünü belirtir. MİTRAİZM Yedi, Mitraizm kültünde de önemli bir role sahip olmuştur. Mitras bir İran güneş tanrısıdır. Mitraizm Gizemleri’nde ruh, yedi gezegenin yeraldığı gök yoluyla ilahi varoluşa yükselmiş düşüncedir. Bu yükseliş, sembolik olarak her usta olacak kişinin geçmesi gereken yedi kapıyla temsil edilir, arınmanın da sembolüdür, her kapıda giysinin bir parçasını bırakmak dünyevi niteliklerden art arda kurtulmayı sembolize eder. Bu sembolizmin kökenleri İştar’ın yer altı dünyasına gittiğinde yedi kapının her birinde bir giysiyi bıraktığı kadim Babil’e kadar uzanır. Yedi kat aşağı inerek, yedi katı yukarı çıkılır. İnsanın kendi iç varlığında yaptığı yedi aşamalı derinleşmenin sembolüdür ve herkes bu inişi ve sonra da çıkışı yaşayarak yükselir. Mitras Gizemleri’nde ustalar en sonunda çırılçıplak ve bütün maddi sıfatlardan kurtulmuş, ruhsal dünyada yeniden doğmaya hazır olarak sekizinci kapıya, Işık Kapısı’na ulaşırlar. Bu kültle bağlantılı olan kefaret ve arınma ayinleri ayın yedinci, ondördüncü, yirmibirinci ve yirmisekizinci günleri düzenlenirdi. İnsanın yıldızlı göksel kürelere yükselişine ilişkin kadim görüşleri gibi, Mitras kültüne kabulün yedi derecesi de Hıristiyan yedi katlı araf kavrayışı temelinde biçimlenmiştir, ama daha da önemlisi bunlar genel olarak kabul edilmiş olan gizemli yoldaki yedi basamak kavramının habercisidirler. Sibirya Şamanları’nda da benzer bir sembolizm mevcuttur. Şaman ayinlerinin dayandığı kozmik kutupta yedi kesik vardır ve Samoyed Şamanı görevini üstlenmeden önce yedi gün yedi gece bilinçsizce yatar. ZERDÜŞTLÜK Kadim Pers’in dini olan Parsilik’teki yedi ölümsüz aziz, yüksek ruhlar (Amesha Spentas) olarak adlandırılırlar; bunlar iyi niyet, yüksek adalet, özlem duyulan Tanrı’nın Krallığı, alçakgönüllülük, mükemmel sağlık, yenilenmiş ölümsüzlük ve şuurlu itaat’tir. Yedinin önemi kadim Zerdüştçülük’te açıkça kabul edilmiştir. 6 Amesha Spentas, yani 6 kılavuz ruh, adalet ve iyilik tanrısı Ahura Mazda’nın bütünlemesiyle bir yediliyi oluştururlar. Pers tradisyonuna göre Dünya Dağı’nın tepesinden akan ırmakların ayırdığı yedi alan, ateşin yedi biçimi, Agni’nin Yedi Işını vardır. MAYALAR
Maya tradisyonunda göğün yedinci katından inen uygarlık getiren kahramanların babaları olan yedi Ahpu, insan kalbini simgeleyen “yedi” adındaki ilahe ve yedi ışınlı taç vardır. Kolomb öncesi Amerika’da Mayalar göğün yedi katlı olduğuna inanırdı. SÜMER-AKAD-BABİLSümero-Semitik tradisyonda haftanın yedi ay bölümü ve günü vardır. Dünyanın yedi bölgesi vardır, gökyüzü ziguratın düzlemleriyle sembolize edilir, hayat ağacının yedi dalı vardır ve bunların her birinin yedi yaprağı, cehennemin yedi kapısı, Tiamat’ın yedi şeytanı ve kendisini yok edecek yedi rüzgarı, yedi mühür, yedi inanç vardır. Sümer ve Akad metinlerinde yedi noktayla simgelenen ve boğa takımyıldızını oluşturan yedi şeytanın olduğu söylenir. Yedi basamaklı olan Sümer Kralı Gudea’nın tapınağına yedi göksel kürenin ziyaretçisini hatırlatmak için dünyanın yedi bölümünün evi denilirdi.Babil’de yedinin bolluk ve bereket sembolü olduğu düşünülürdü. Kadim Babil Ziguratı, basamaklı piramiti yedi katlıydı. Ayrıca kadim Babil’de sıcak mevsimlerde yedi burç görülemezdi, yalnızca beş tanesi ufkun ötesinde görülebilirdi. Bu görülemeyen yedi burcun kötü ilkenin diyarına gittiğine inanılırdı ve bu nedenle yedinin tehlikeli ya da olumsuz bir sayı olduğu düşünülürdü. İnsanın aydınlatılması gereken yedi karanlık yönünü simgelediği söylenir, Babil’de gezegenlerin sayısı olarak bilinirdi. DOGON-BAMBARA GELENEKLERİ
Dogon ve Bambara tradisyonlarına göre yedi, İlahi Kelam’ı ve galaksilerin yaratılmasını sembolize eden temel bir sayıdır. Maya, Dogon ve Bambara tradisyonlarına göre İlahi Kelam’ın telaffuzu yedilidir. Yedi, insanın ve evrenin rakamı olarak kabul edilir, ayrıca üç ve dört sayılarıyla olan bağlantısından dolayı piramit geometrik formuyla ilişkilendirilir. AVRUPAOrtaçağ Avrupası’nda yedi sayısının seriler halinde kullanımı tercih edilirdi: Kutsal Ruh’un yedi armağanı (Gotik çağda Güvercinlerle temsil edilir), yedi erdem, yedi sanat ve bilim, yedi ayin, insanın yedi yaş dönemi, yedi ölümcül günah, İsa’nın duasındaki yedi dilek. Yedi kilise, yedi boynuz ve kuzunun gözleri, ejderhanın yedi başı, “Yedi Mühürle Mühürlü” kitabındaki Tanrı’nın gazabının yedi şişesi vardır. Alman tradisyonunda, uyumsuz, sürekli olumsuz konuşan evli kadınlara “yedi şeytan” denir. Bu kullanımın kaynağı ise bir kişinin horoskopunda evlilikle ilişkili olan “yedinci ev”den kaynaklanıyor olabilir; yedinci evin olumsuz yönünün evlilikte çatışmayı içermesi olduğuna inanılırdı. GREK GELENEKLERİGrek tradisyonunda Styks Irmağı spatyomun çevresini yedi kez dolaşır. Orfe ve Apollon’un Liri’nin yedi teli, Pan’ın flütünün yedi deliği, yedi Hesperidler, Pisagor’un yedi müzikal notası (titreşimi), Platon’un kürelerin müziğiyle ilişkilendirdiği yedi göksel Siren vardır. Greko Romen tradisyonunda yedi sayısı, lirinin yedi teli olan Apollon için kutsaldı, ayrıca yedi Athena-Minerva ve Ares-Mars için de kutsaldı; Pan’ın yedi piposu vardır, Yunanistan’da yedi Bilge Adam vardır. Pisagor İnisiyasyonu’nda içindeki üçün gökyüzünü, dördün dünyayı temsil ettiği kozmik bir sayıdır, mükemmelliği sembolize eder. Pisagorcular 7’ye dönüm noktası derlerdi. Bu dönüm noktasına gelen kişi, ruhsal olarak kendisiyle karşılaşmak ve mükemmel olana yükselmek ister ama içindeki diğer yedi nokta ile de mücadelesi şarttır. Sonuçta elde edeceği şey mükemmelik olduğu için de bu zorlu mücadeleye isteyerek katılır. JAPON GELENEKLERİJapon Tradisyonu’nda yedi ilah ve inisiyatik törenlerde yedi oktan oluşan köprü olarak geçer. Japonya’da yaygın bir inanca göre 7 tanrı iyi şans getirir. Afrika’daki Pahouin tradisyonunda yaratıcının topraktan yaptığı varlığın insana dönüşmesi için suda yedi gün kaldığı inanışı vardır. ÖLÜM KÜLTÜYedi, ölüm kültünde de özel bir yer tutar. Zuo qi; yani yedi yapmak, ölen kişinin ruhunun kendini yavaş yavaş bu dünyadan ve akrabalarından kopardığı, ölümden sonraki dönemlerdir. Her yedinci günde çoğu zaman sutra okuyan Budist rahiplerin eşliğinde bazı kurbanlar adanır ve ayinler düzenlenir. Bu 49 gün sürer; bu sürenin sonunda ölen kişinin ruhu spatyom hayatına tamamen geçer. Arda Viraf Name adlı kitabında ruhun öte dünyaya yükselişi betimlenirken Viraf, hedefine ulaşmadan önce yedi gün yolculuk yapar. ASTROLOJİAstrolojide Semavi felekler “7 değirmen” olarak ve Büyük Ayı takım yıldızı”7 taht” olarak bilinir. Yedi gezegensel felek boyunca yükseliş fikri Kadim Astroloji içinde büyük önem taşır ve Zodyak aslında yedili sistem üzerine kurulmuştur. Yedi felek kavramı kadim astrolojinin temelini oluşturur. KADİM TIPYedi, kadim tıpta da önemliydi. Hipokratik gelenekte, yedi sayısının hastalıkları ve bedende yıkıcı olabilecek her şeyi yönettiği söylenir. Ruh yani insanın içindeki asli yön yani içsel şövalye, yedi başlı ejder olan egosu ile yeterince mücadele edemezse, ölümcül de olabilecek hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalır. Antikite dönemi hekimleri acı verici hastalıkların yedi gün ya da yedinin katı sürdüğünü bilirlerdi. Majik yöntemler kullananların ortaya çıkardığı hastalıklardan kurtulmanın genelde yedi yıl sürdüğü düşünülürdü. Onyedinci Yüzyılda Sir Thomas Brown’a göre her yedi yıl yaşamda bedenin ya da zihnin, bazen her ikisinin de doğasında bir değişiklik yapardı. Arap hekim ve filozof Ibn Tufeyl’in yazdığı bir romanda “yabani bir ortamda tek başına yetişen kahraman yedi yıllık aşamalarla ahlaksal ve ruhsal mükemmelliğe ulaşır” denilmektedir. Sözde Hipokratikler ise şöyle söylerler: “Yedi sayısı okült güçlerinden dolayı her şeyi varlığa geçirme eğilimindedir. Hayatın eczacısıdır ve bütün değişimlerin kaynağıdır; ayın kendisi de her yedi günde bir biçim değiştirir. 7 BAŞLI YILAN (EJDERHA)
Yedi başlı yılan, inisiyatik yoldaki 7 zorlu sınavı simgeler. Aynı zamanda cehenneme iniş denilen inisiyatik deneyim sırasında inisiye adayının mücadele etmesi ve yok etmesi gereken karmik tortularını, menfi tesirleri, nefsaniyetini simgeler. Bu sembol Türk tradisyonlarında yedi başlı ejder olarak ifade edilmiş, ejderha sembolü ile simgelenmiştir. Doğu Ekollerinde özellikle Tibet ve Çin’de yedi başlı ejderha simgesiyle, iç yolculukta olan kişiye, bu aşamaları geçtikten sonra Işık, Aydınlanma ve İlahi Kelam’a kavuşma, Evrensel Yasalar’la ahenk içinde yürüme müjdelenir. Dejenere olmadan önce kadim zamanlarda özellikle Tibet ve Çin’de bu sembolü simgeleyen özel okullarda inisiyeler eğitim görürler, ejderhayı yendikten sonra asıl bilgi ile karşılaşırlardı. Daha sonra bu kıymetli okullarda, bazı majik etkilere yenik düşerek, yedi başlı ejder sembolü saptırıldı, kişinin kolay yoldan sonsuzluğa açılmasını simgeleyen bir sembole dönüştü. Yedi başlı oluş, hem bu mücadelenin zor olduğunu, hem de arınma işleminin yedi planla ilgili olduğunu gösterir. Yedi plan, Göksel Yönetimi ve idareyi de simgelediği için ruhun arınmak için geçirmek zorunda olduğu yedi aşama ya da yedi kapıyı simgeler. İnisiyatik arınma yolunda olan kişi bu yedi aşamayı geçtikten sonra sekizinci aşamada, sonsuzluğu fark eder ve nefsiyle olan sınavlarını da verdiği için Işık’la Aydınlanma ve Aydınlatma aşamasına kavuşur, ruhu sükuna erer, fırtınalar ve iç sıkıntılar sona erer. EZOTERİZMYedi sayısı, Yüce Tesir’in üç alem olarak yayılmasını ya da üç alemde yayılmasını esas alan tradisyonel sistemlere göre, bu tesirin ötealem, süptil alem, seyyal alem, esiri alem, spatyom gibi çeşitli adlarla belirtilen aracı alemdeki sembolüdür. Sözkonusu tradisyonel sistemlere göre Yüce Tesir’in tezahür etmemiş alemdeki sembolü üç, aracı alemdeki sembolü yedi, tezahür etmiş alemdeki rakamı ise onikidir. Yedi sembolünün tradisyonlardaki ezoterik açılımları şunlardır: Yedi, ruhsal tekamülün, doğadaki ve evrendeki gelişimin sembolüdür. Bazı tradisyonlarda, bazen dünya gezegeninin ötealem, süptil alem, seyyal alem, esiri alem gibi çeşitli adlarla belirtilen aracı alemini bir titreşimler hiyerarşisi tarzında belirtmek ve bu titreşim alanlarıyla ilgili bilgileri açıklamak adına kullanılmıştır. Sözkonusu aracı alem, maddenin farklı düzeylerde titreşen enerjetik alanlarını barındırmaktadır. Bu alemde dünyanın fiziksel ortamından başlayarak giderek yoğunlukları azalmakta olan esiri maddelerinin, yani madenin titreşim düzeyi giderek yükselen hallerinin sıralanması, farklı tesir ortamlarının bir tür kademeleşmesi mevcuttur. Buna kısaca esiri derecelenme, bu ortamlara da yedi plan ya da yedi süptil plan denir. NEO SPİRİTÜALİZMNeo Spiritüalizm’de yedi sınavlı, yedi aşamalı eğitim sürecini ve bu aşamalarla ilgili çeşitli bilgileri simgeler. Spiritüalizmdeki bu aşamalar “nefis terbiyesinin yedi aşaması” olarak kabul edilirken bu süreç, Mevlevilikte “yedi selam”, Bektaşilikte “yedi erkan”, Ahilikte “yedi ad yedi şart” adlarıyla bilinir. Bu aşamalarda yedi realite ya da yedi şuur halinin açılımı sözkonusudur ki ruhsal gelişimin bu yedi kademesinin Sufilik’teki karşılığı kalbin yedi iç zarfına denk düşer. Şuur yedi kademede açılarak, aydınlanma gerçekleşir. Aynı zamanda da yedili sistemler, yedili diziler halinde oluşan periyodik değişim, tesir ve akımları ifade ettiği için yedi değişimin kaçınılmaz sayısıdır ve yedi sayısı ile sık karşılaşan kişi mükemmeleşmeye giden yolda bu değişim sürecine girmiş ya da girmek üzere demektir. Neo Spiritüalizm’de yedi sayısı Dünya Ruhsal Organizasyonlarının da sayısıdır. İlahi İrade ile gerçekleşen tüm ruhsal ve fiziksel organizasyonlarda yedi sayısı ile sembolize edilir ve matematiksel bir bağ ile tüm organizasyon ağı birbirine bağlıdır. Kısacası; 7 rakamı, dünyanın ve insanın oluşum ve tarihinde önemli bir yer işgal etmektedir.

(Alinti)

Atlantis Efsanesi










Atlantisliler, bilimde ve teknolojide ileri bir düzeye varmışlardı. Denizaltı, uçak ve uzay taşıtları yapabilmişlerdi.

Atlantis Yunanca "Atlas'ın adası", Platon'un Timaeus ve Critias kitaplarında bahsettiği efsanevi batık bir kıta ve uygarlıktır.

Yeryüzünde insanın ilk ortaya çıktığı kıta olmamakla birlikte, ileri uygarlıklara bugünkü birçok kıtadan daha önce ev sahipliği yapmış, "tufan" sembolik adıyla belirtilen birçok "doğal afetler dönemi" yaşamış olmasına karşın, beş-altı devre boyunca varlığını sürdürmüştür.




Öğretinin indirildiği devrede bir "Sirius kültürü temsilcisi" dışında, devre boyunca, Sirius öğretisi bir gezegenden (kimilerine göre Venüs'ten) gelen "öğretmenlerce" öğretilmeye çalışıldı. İnsanlığın ilk dini denilebilecek bu öğretinin Atlantisli rahiplerine ve izleyicilerine Edgar Cayce "Bir'in Yasası Oğulları" der. Aynı öğretinin Mu'lu rahiplerine ise "Naakaller" adı verilirdi.


Yeryüzünün kimi bölgeleri Aden Cenneti'nden farksızdı. Kentlerin kralları aynı zamanda rahiptiler ve Yukarı'dan (görünmez hiyerarşiden) aldıklarını aşağı aktarırlardı. Fakat sonraki dönemlerde yaşanan maddi ve manevi dejenerasyon yeryüzünü cennet olmaktan çıkaracaktı.

Atlantisliler, bilimde ve teknolojide ileri bir düzeye varmışlardı. Denizaltı, uçak ve uzay taşıtları yapabilmişlerdi. Bunları, "ateş taşı" denilen kristallerin bulunduğu, nükleer santralleri andıran enerji istasyonlarından çıkan ışınlar ya da vibrasyonlar aracılığıyla uzaktan kumanda ile kontrol edebiliyorlardı .

Bu dönemde insanların yaşadıkları topraklar, hayvanların istila tehdidiyle karşı karşıya bulunuyordu. Satan Oğulları, hayvanlara karşı patlayıcılar icat ederek yıkıcı güçleri kullanmaya başladılar. Daha sonra bu güçleri insanlara karşı da kullanmaya ve insan kurban etmeye başladılar. Sonunda yerkürenin içinden, Güneş ve yıldızlardan elde ettikleri güçleri de yıkıcı güçlere dönüştürerek kullandılar. Fakat yıkıcı güçlerin kullanımı, birtakım elektriksel güçleri içeren doğal kaynakları etkileyerek volkanik püskürmelere yol açtı ve Atlantis'in küçük bir kısmının batmasına, kalan büyük kısmın da beş kara parçası halinde bölünmesine neden oldu.




Cayce'e göre İÖ 50.000 yıllarında "ölüm ışını" denilen bir ışının kuşlar ve dev kara hayvanları üzerinde kullanılıp kullanılmaması üzerine toplantılar yapıldığı sıralarda Dünya ekseni ve kutuplar yer değiştirmiş, dağların ilk yükselme hareketleri olmuş ve dev kara hayvanları iklim koşullarının değişmesiyle kendiliğinden yok olmuşlardı. Atlantis'ten ilk göçler bu döneme rastlar.

İkinci yükselme hareketleri ise İÖ 28.000 yıllarında, ikinci volkanik püskürmeler döneminde olmuş ve dev kara hayvanları iklim koşullarının değişmesiyle kendiliğinden yok olmuşlardır. Bir'in Yasası Oğulları ile Satan Oğulları arasında en şiddetli çarpışmalar Atlantis tümüyle batmadan önceki son devrede yaşanmıştır. Bir'in Yasası Oğulları'nın çeşitli psişik güçlerle donanmış olmalarına karşılık, Satan Oğulları'nın elinde atomik güçler bulunuyordu.

Sonunda, Bir'in Yasası Oğulları, Atlantis'i bekleyen nihai felaket hakkında prekognisyon yetenekleriyle önceden haberdar edildiklerinden kıtayı terk ettiler ve kıta, tümüyle, yaklaşık 12 bin yıl önce battı. Atlantis'ten her kıtaya göçler olmuşsa da, başlıca göçler Mısır, Gobi, Anadolu ve Amerika bölgelerine yapılmıştır.

Mısır Piramitleri Atlantis'in batmasından çok kısa süre önce Mısır'a göç eden Atlantislilerin eseridir. Bilindiği kadarıyla, Atlantisliler, bilimleriyle ilgili kayıtları yeryüzünde üç bölgeye saklamışlardır. Kehanetlere göre bu kayıtlar yakın bir tarihte keşfedilecektir. Kimi araştırmacılara göre Kuran-ı Kerim'de "Ad Kavmi" olarak sözü edilen kavim, Atlantisliler dir.




Alıntı


YÖRÜKLERDE KADIN

YÖRÜKLERDE KADIN ile ilgili görsel sonucu

Türk eski aile teşkilatını koruyan Yö- rüklerde kadın ve erkek birbirini tamamlayan iki unsurdur. Kadın evlilik için erkeğin evine gelir ve eşine itaat eder ancak erkek, kadının her işine müdahil olmaz. Hane içerisinde erkek söz sahibi olsa da hürmet edilen kadı- nın da önemli bir yeri olup aile içi dengeleri gözetmekle birlikte erkeği öne çıkarır ve yü- celtir hatta erkeğin yanında kendi özgüveni ile etkin ve güçlüdür. Yörüklerde çadırın içinde bulunan bütün fertlere horanta denir. Bu anlamda aile, ana, baba, oğul, gelin ve çocuklardan oluşur. Evin reisi baba olmakla birlikte babadan sonra evde en çok hürmet edilen anadır.Evlilik sürecinde kız alıp verirken genellikle Yörük sosyal hayatını yakından bilen aileler birbirlerini tercih ettikleri gibi görücü usulü ile yapılan evliliklerde girişimi yapan oğlan ve kız analarıdır (Eroğlu, 2015: 66).Yörüklerde, genellikle oymak ve oba içi evlilikler yapılırken Aydın’da yaşayan Hayta Yörükleri harice kız vermezlerdi (Şö- len, 1945: 10) Aynı şekilde hem Teke Yö- rüklerinde hem de Çukurova Yörüklerinde evlilikler, genellikle obalar ve oymaklar arasında yapılmakla birlikte akraba evlilikleri oldukça fazladır. Bu evlilikler, görücü usulü veya gençlerin anlaşmaları ile yapıldığı gibi kaçarak evlenmeler de bulunmaktadır ancak bütün bu evlilik şekillerinde kızın gönül rızasının olması önemlidir (Çabuk, 2008: 99-101; Ak, 2015: 305-306).
Kız kaçırma yolu ile evlenmelere Honamlı  Yörüklerinde de sıkça rastlanmaktadır. Bu işte, kızın gönüllülüğü esastır ancak nadiren de olsa kızın gönülsüz kaçırıldığı durumlarda vardır (Yılmaz, 2012: 177). Birçok Yörük oymağında kız kaçırma olayları olduğu halde Kayseri’nin Taşhan köyünde yaşayan Karakoyunlu Yörük kızlarında kaçma olayı gö- rülmezken (Yalman, 2000b: 47) Türkmenlerde kız kaçırma asla hoş karşılanmazdı (Şahin, 1962: 77).Yağcıbedir Yörüklerinde nikah ve evlilikle ilgili kayıtlarda tek eşle evliliğin egemen olduğu görülmektedir (Egawa & Şahin, 2007: 64-66). Aynı durum Teke Yörükleri arasında da yaygın olup Sarıkeçililer ve Honamlılar genellikle tek eşlidir. Honamlılar, çok eşliliği hanede dirlik ve düzenin kalmayacağı düşüncesiyle hoş karşılamazlar. Yine 83 haneden ikisi çok eşli olan Söbüce yaylasındaki Yeniosmanlılar da, iki kadınla evliliğin yuvada dirlik ve düzen bırakmayacağı, bereketin gideceği; tek kadının ise erkeğine sevgisinin çok olacağı kanaatindedirler. Çok eşlilik ile aradaki farkı ‚İki karının kocası, şeytanların hocası; bir karı bir koca helva yer gece gece‛ şeklinde veciz bir şekilde dile getirmektedirler. Buna karşın kadının kısır, hasta ve cinsel kudretinin düşük olduğu durumlarda ikinci kadın tercih edilmektedir (Eröz, 1991: 53-54; Kurt, 1992: 635; Aksoy, 2008: 20; Yılmaz, 2012: 175-177; Ak, 2015: 305)
Çocukların yetiştirilmesi için bütün sorumluluğu üstlenen ve bu hususta önemli bir disipline sahip olan Yörük kadınlarından zaman zaman erkekler bile çekinmektedir (Yıldız, 2009: 314-315).
Türkmen kadınlarının özü sözü doğru, mert ve cesur bir yapı- ları vardır. Müşterek hayatın devamı için hür düşünüp hareket eden kadın kocasıyla serbestçe konuşabilmekte, fikirlerini beyan edip kocasını tenkit edebilmektedir (Şahin, 1962: 72). Honamlı Yörüklerinde kadın, toplantılara kocası ile katılmakta ve kendi ailesi ile ilgili konularda görüşünü ortaya koyup savunmasını yapabilmektedir (Tanyıldız, 1990: 112).Türk Bozkır kültür anlayışını yaşadıkları coğrafya üzerinde sürdüren ve bütün fertleri ile mücadeleci bir karaktere sahip olan Yörükler, Osmanlı Devletinin kuruluş devrinde hudutlara yerleştirildikleri gibi erkek, kadın ve çocuk herkes silahlı olup sınırların korunması ve güvenliğin sağlanması hususunda çok yararlılık göstermişlerdir (Köprülü, 1988: 46).
Sarıkeçili Yörüklerinden Ekti ailesinde babaannenin aile içinde ayrı bir yeri vardır (Yazıcı, 1994: 70).

 Sarıkeçili Yörüklerinde ölen kişinin arkasından ağıt yakma işi genellikle kadınlar tarafından icra edilirdi (Aksoy, 2012: 250).Yörük kadınları, giyim kuşam alnında Türk kültürüne ait kendilerine özgü kıyafetleri vardır .Yörük kızları peçe takmazlar,saçları görünecek şekilde başlarını örterler ne açık ne de kapalı Türk’e yaraşır bir şekilde eski örf ve adete uygun giyinirlerdi (Eröz, 1991: 51; Kılınç, 2010: 50).Başkalarına muhtaç olmadan yaşamanın önemli olduğu Yörüklerde kadınlar, giyim kuşam alanında baştan ayağa tüm ihtiyaçlarını kendileri üretirler ve dikerlerdi. Teke yöresi başta olmak üzere Akdeniz’den Ege hattına uzanan bölgede yaşayan Yörük kadınları genellikle bedene pamuktan dokunmuş içlik denilen göynek, alt kısmı don üzerine salınmış gömlek ve genellikle çitari ve kutnu kumaşlardan dikilen uzun kollu önü açık belden itibaren üç parça üç etek entari, bunun da üzerine kısa kollu önü açık delme yelek veya uzun kollu önü açık işlemeli çuha ve kadifeden yapılan cepken ve fermana; salta, kebe ya da kebe biçimi kısa pamuklu hırka; alta beli ve paçası lastikli ve paçası işlemeli don veya şalvar giyerlerdi. Bellerine renkli yün iplerden dokunan şal türü ve dirhem kuşak veya özel dokuma tekniği ile dokunan ip kuşak bağladıkları gibi yağlık üçgen şeklinde katlanıp üçgen kısmı arkaya getirilip işlemeleri görünecek şekilde önden bağlanırdı. Yine bele üç eteğin üzerine dolanıp arkadan bağlanan uçları püsküllü kolan veya sicim sarılıp aşağıya doğru sarkıtılır ayrıca göğ- sü örtecek şekilde göğüslük veya öncek takı- lırdı. Ayaklarına el örgüsü renkli ve motifli yün çorap ve onun da üzerine genellikle çarık ve kısmen yemeni, telli ayakkabı, çizme giyerlerdi. Başlarına terlik üzerine mendil ve fes giyip işledikleri tülbentleri örttükleri gibi para çelgi denilen alınlık, boncuklu çelgi, pullu yazma, oyalı yazma, kozalı yazma da örterlerdi. Takı olarak boyunlarına altın veya gü- müş paralardan oluşan gerdanlık, gümüş bağırlık, başlığın iki yanına yanaklık denilen zülüf bastı, başın bir yanından diğer yanına kadar uzanan aynı zamanda çenenin altından dolaşan, perişan denilmekle birlikte paralardan ve gümüş zincirden oluşan takı ve çenenin altına tutturmaya yarayan gıdıklık denilen gümüş süs takarlardı. Ayrıca gümüş tokalı kemerler, heybe ve kolan kuşak, Teke yöresinde Yörük kadın giysilerini tamamlayan nesnelerdir. Öte yandan Yörüklerin günlük hayattaki giyimi oldukça doğal ve sade olup kıyafetler, hareket kabiliyetini kısıtlamaz ve rahat hareketi sağlardı ki rahatlık ve esneklik her zaman ön plandadır.Yörük kadınlarının giyim kuşamları ile başörtüleri ve saç modelleri, medeni durumlarına göre değişebilir; evli ve dul kadın ile kız, fes örtüsü ve saç taramasından anlaşı- labilirdi ki (Kasapbaşı, 1963: 3010)Güney Yurt Yörüklerinde kız, gelin ve dul kadınları giyim kuşamlarından tanımak mümkündür. Kızlar saçlarını kırk beliğe kadar örüp beliklerin ucu saç bağı denen yün veya iplik örgü ile bağlanır, örgü üzerine saç cıncığı denen birçok altın, gümüş halka, ziynet ve para iliştirilip saç bağları kalçaya kadar uzatılırdı. Aladağ’da yaşayan Yörük kızlarının başlarında örtü olmayıp örtü örtmek nişanlı veya gelin olmaya yani evliliğe işarettir. Karaevlilerde kızların saçları örülmüş ve başları tamamen açık ve fessiz olup ihtiyar kadınların başlarında süsleme bulunmaz, eğer bulunursa ayıp sayılırdı. Yine aynı yörede, Kozan dağı çevresinde, yaşayan Yörüklerin kızları fes ve boncuktan yapılmış püsküllü bir başlık kullanırlar ve bu başlığın üzerine kırmızı renkte bir de yağlık bağlarlardı.Yörüklerin iklim şartlarına göre hayvanlarına otlak alanlar bulabilmek amacıyla kışlak ve yaylak arasında dönüşümlü olarak gerçekleştirdikleri göç sürecinde, hazırlıkların büyük bir bölümünü kadınlar yapmaktadır. Göç mevsimi gelip ileri gelenler tarafından göç kararı alındıktan sonra hazırlıklar başlar. Kadınlara sarı çizme, mücessem, toka, boncuk, entari için alaca, kadın dizliği, paçalık, kumaş dokunur veya satın alınır. Entari, paçalık denen dantellerle süslenmiş don ve şalvar dikilir. Bele kuşanmak için bağcak dokunup boncuklarla süslenir. Kocaanalar develeri çullarlar, gelinler kilimleri silkerler, kızlar süslenecek mayaların zillerini çullara dikerler, kadınlar göç için gerekli kolanları dokur, yırtık veya sökük olan çuvalları tamir ederler. Göç yolunda yetecek kadar azık yani yufka, mayalı ekmek, çökelek, katmer, peynir hazırlar, çamaşırları yıkayıp kişisel temizlik yaparlar. Göç günü gelince yük tutma işi obanın en yaşlı kadınları yani kocaanaların idaresinde gerçekleşirken çuvallara eşyalar ve gıda malzemeleri yerleştirilir, denkler çatılır. Gelinler ve kızlar, renkli yeni elbiselerini ve sarı postallarını giyip, altın sırmalı feslerini takıp al mücessem oyalı yazmaları ile başlarını örtüp yünden yapılmış punçaklı kolanları bellerine sararak punçaklarını arkalarına sarkıtırlar. Göç öncesi akşamdan kadınlar ellerini kınalarlar, hatta yaşlı kadınlar saçlarına da kına yakarlar.Çadırlar yıkılıp develere yüklendikten sonra yola çıkılıp kafile harekete geçerken göçte tülü veya maya deve katarın en önüne katılıp katarın önündeki maya kilimler, halılar ve örmelerle süslenir. Yörük göçünde devekatarını çekmenin ayrı bir önemi olup ailenin yeni gelini veya evlenme yaşına gelmiş genç kızı yeni elbiselerini giydikten sonra zülüfleri taranır, ala dolamasını, üç eteğini, fermanası- nı, paçalı donunu, desenli çorabını ve çarığını giyer, beline uçları püsküllü dirhem kuşağını kuşanır, başına fesini takıp fesin üzerine süslü boncuklu, pullu kırmızı, beyaz yaşmaklar örtülür. Boynundaki ve tepeliğindeki altınlar çekinin altından parlarken kolunda yün burması ve elindeki kirmeni eğirerek süslenen en öndeki devenin boncuklu yularının dizginini alıp göç katarını çeker.Yörük göçü ile ilgili ondokuzuncu yüzyıla ait gözlemler de bulunmakla birlikte İngiliz gezgin Edward Forbes, 3 Mayıs 1842’de İstanos’un (Korkuteli) güneyinden uzun bir geçitten geçtikten sonra Yalınlı kö- yüne doğru giderken hemen geçide yakın bir yerde rastladığı Yörük göçünü tasvir etmektedir. Erkek, kadın ve çocukların bulunduğu göç kafilesinde özellikle aralarında kurumuş, güçsüz bedeni kocaman bir devenin sırtında iki kat olmuş, hızla yüz yaşına yaklaşmakta olan geçkin bir nine bulunmaktadır. Seyyah, durum sanki onun, yani obanın büyük annesinin, yazlık konaklarına giden torunlarına eşlik edişini son kez yerine getiriyormuş gibi görünüyordu derken aile bireylerinin yaşlı kadına duydukları saygıyı açıkça ifade etmektedir (Spratt & Forbes, 2008: 248-249). Yine Davis, (2006: 172), 1872 yılında Antalya yolu üzerinde Güllük dağı geçidi yakınlarında rastladığı Yörük göçünde, ata binmiş Yörük kadınlarıyla karşılaşmıştır


Doç. Dr. Mehmet Ak Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sosyal Bilimler ve Türkçe Eğitimi Bölümü


YÖRÜKLERDE KADIN ile ilgili görsel sonucu






antalya yoruk kızları ile ilgili görsel sonucu


antalya yoruk kızları ile ilgili görsel sonucu

KARAKEÇİLİ YÖRÜK AŞİRETİNİN TARİHİ

Bir milletin kültürü,geçmişinden süzülüp gelen maddi ve manevi değerlerin bütününden meydana gelir. Büyük Türk milletinin tarihi dünya tari...