Geyik motifi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Geyik motifi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Temmuz 2018 Cuma

Mitolojide Geyik Sembolizmi

Mitolojide Geyik Sembolizmi ile ilgili görsel sonucu

Birçok kültürde ve mitolojilerde dişil sembolün karşılığı olan kült hayvan olan, Anadolu’nun Kibele’sinden dönüşen Ay ve Avcılık Tanriçası Artemis’in, Hitit, Hurri kültürünün, Noel Baba’nın simgesi olan GEYİK, arketipsel sembolizm açısından da kişisel yolculuğuna çıkan kahramanın içindeki kendi ANİMA’sıdır.
Mitolojide Geyik Sembolizmi ile ilgili görsel sonucu


Geyik, Jung’un “toplumsal bilinçdışı” kavramıyla ilişkilendirdiği, analizleri için de ipucu olan,

Halk anlatıları ve Mitolojilerin çok katmanlı yapılarında yer alan , tarihsel ve kültürel ortak geçmişle yüklü ve kalıtımsal olarak devralınan çok sayıda arketipik imgeden biridir ve antik çağlardan beri manga mater olarak toplumsal belleğe işlenmiştir.


Türklere Ergenekon’a girişte, Hunlara Batı’ya göçlerinde dişi bir geyik yol gösterir. Orta Asya sanatında, yarı insan- yarı geyik halinde gösterilmiş tasvirler vardır. Miterde dokuz boynuzlu ya da budaklı Sigun Geyikler görülür. Boynuzları iki kürekli olan Sigun Geyiğini, Altay Türkleri kutsarlar. Her şamanın bir ruhu vardır. Bunlardan biri de “bura” , “bur” , “pur” gibi çeşitli szöcüklerle ifade edilen ve kutlu kabul edilen PURADIR. Geyik anlamında da kullanılır. Geyik boynuzları Şamanların önemli sembollerindendir. Türk mit ve efsanelerinin bir çoğunda, geyiğin peşinden giden ve kutlu bakır, altın veya demir dağdaki mağaradan içeri giren yiğitler orada güzel bir kadınla karşılaşır. Çoğunlukla mit ve masallarda kahraman; dişi bir geyik tarafından maden dağa (demir-bakır-altın dağ) çekilir ve evleneceği güzel kadını burada bulur.!
Pura Han, Türk ve Altay mitolojisinde At Tanrısı. Bura Han olarak da bilinir. Şamanların göğe çıkmak için kullandıkları atlara Pura (Bura) adı verilir. Sonraları İslamdaki Burak adlı binek ile özdeşleşmiştir. Bu hayvanlar kurt başlı olarak betimlenirler. Bu atları kendilerine Pura Han getirir. Pura Han ve Puralar şamanı kötü ruhlardan korurlar. Ülgen Han’ın oğludur. Şamanların gökyüzüne çıkmak için kullandıkları, kurt başlı atların adı. Bu atlar şamanları kötü ruhlardan korurdu. (Bur/Pur) kökünden türemiştir. Bu kök, at, geyik, deve gibi anlamlar içerir. Bura / burçın (geyik), burcu (parfüm) sözleriyle kökteştir. Buğra sözcüğüyle aynı kökten gelir. Buğra, erkek deve demektir. Porhan (şaman) sözcüğü ile de bağlantılıdır.

Asya tradisyonlarında ilâhî seçilme işareti olarak ve ağaç dallarını andıran boynuzlarıyla yaşam ağacının hayvani temsili olarak da görülür. Bazı geyik türlerinin boynuzları Alacahöyük güneş kursunda görüldüğü gibi, çift yay ve hilali andırdığından, geyik kimi tradisyonlarda bu sembollerle de ilişkilendirilir. Bazı Türk-Moğol tradisyonlarında dişi geyik Yer ve Gök birleşmesinde dişil olan Yer’i simgeler.



Hitit kabartması (Boğazköy) Resim de bir Hitit kaya kabartması görülüyor. Kabartma başlığında boynuz bulunan ve elinde bir atmaca tutan yönetici/tanrı bir geyik üzerinde duruyor. Yani, boynuzlu bir hayvanın üzerinde durarak kendi gücünü ve boyunu da arttırmış oluyor. Eldivenli elinde kuş tutması da ayrı ve önemli bir simgedir. Çünkü uçan kuş daima güneşin simgesi olmuştur. Kuş ile avcılığın bir Asya geleneği olduğu ve özellikle Türk boyları tarafından uygulandığı biliniyor.

Özellikle Geyik ile ağacın birlikte anılması da geyiğin ana tanrıçaya yönelik bir sembol olduğunun göstergesidir.
Jacobson bu duruma yönelik olarak ;
“Ağaç, Ana-Tanrıçanın ideal bir sembolüdür ve geyiğin üzerinde büyüyerek çıkan kutsal ağaç turu, klanın kökeni ile eşdeğerdir, hayvan-anadan zuhur edip yeryüzüne çıkmak anlamında idi.
Ağaç hayvan-ananın vücudu ile birleşmiştir ( Jacobson 1993: 193) der.
İlâhî seçilme işareti olarak Asya tradisyonlarında da ağaç dallarını andıran boynuzlarıyla Geyik, Hayat ağacının hayvani sembolüdür.

Tüm diğer kutlu hayvanlar gibi hem yaruk(beyaz) hem kararıg(kara) özellikleri taşır. Evliya, geyik ve ağaç üçlüsü Anadolu halk kültüründe de birlikte anılır.

Kahraman, Jung’un erkeklerin kollektif bilinçaltındaki dişi yanı olarak ifade ettiği içsel dişi olan bu Animasıyla ya uzlaşmaya gider ya da onu bir biçimde yenerek pratiğe döker.

Oğuz Kağan da ilgili destan da geyiği söğüt dalına bağlayarak aslında animasını kontrol altında tutmayı başardığını ve ruhsal , bedensel büyüme yolunda önemli bir adım attığını gösterir.

Avcılığın önemli bir yer tuttuğu eski Türk geleneğinde Kelt, Slav, Yunan, Hitit, Macar, Yahudi ve Hindu kültüründe olduğu gibi, bir geyik kültü vardır. Eskimo anlayışında da, Ren geyiği tanrıça olarak anılır. Hint Vedalarında ise Rüzgar tanrısıdır.

Türk Mitolojisinin Anahatlarında Yaşar Çoruhlu, Pazırık ve Kıpçak Kumanlara ait dinyeper kurganlarından çıkartılmış atların başında geyik masklarına dayanarak ,geyiğin Şaman törenlerinde suretine bürünülen hayvan-ata ya da ruhlardan olduğunu belirtir.

Dişi geyiğin ön planda olduğu Eski Türklere karşılık Kelt geleneğinde taşıyan bir tanrı “boynuzlu tanrı” Cernunnos a dönüşen erkek geyik kültü söz konusudur,

Teleüt Türklerinde ise “bura”, “bur” veya “pur” şeklinde isimlendirilen ve geyik anlamına gelen, her şamanın bir ruhu vardır. Bu sebeple geyik boynuzları şamanlarda maske olarak kullanılır.

“Cengiz Han’ın ilk atası olan “Gök-Kurt” ilekansı “kızıl veya kızılması geyik” aslen gökte doğmuşlar
ve bir denizi geçerek gelmişlerdir. Göktürk hakanının sevgilisi de deniz ilâhesi olan bir dişi geyiktir.
(Albayrak 2010: 204)”

Eliade’ye göre de yeryüzündeki her edimin bir göksel arketipi vardır.

Joseph Campbell’ın Kahramanın Sonsuz Yolculuğu adını taşıyan eserinde, erginlenme ayinlerinin ayrılma-erginlenme-dönüş formülü ile açıkladığı terminoloji halk anlatılarının öykü yapısında da aynen söz konusudur.

Amerikan yerlilerince tanrılar yolunun rehberi olan geyik,Türk mitinde de dişi geyik figürü olarak
artık ergenlik çağında olan kahramanı büyülerve kahramanı dönüştürücü bölgeye sürükler.
Bu da onun tanrısal bir ruhun tezahürü olduğunu düşündürür.

Dede Korkut hikâyelerinde, Türk, Azeri ve bazı Altay efsaneleri ile masallarında bahsedilen Türk kahraman Bamsı Beyrek, “olağanüstü doğum”, “yeniden doğuş” imgesi “doğaüstü yardımcı”, “haberci:geyik” tarafından erginlenme macerasına sürüklenir.

Geyiğin ardından giden erkek kahraman,bu yolculukta ya kendisine erginleyici aşkı verecek olan bir dişi figürle karşılaşacak ya da yine bir ruhsal dönüşümünü sağlayacak maceraya başlayacaktır.

Kahramanın evden uzaklaşması ve zor sınavlar geçirdiği süreç, kabile inisiyasyonlarındaki çocuğun
anneden ve içinde yaşadığı toplumdan ayrı bir yere gönderilmesini ifade eden uzaklaştırma ritüelidir.
Büyüyebilmek için anne kucağından kopması gereken bebek gibi insanın da cennetten ayrılması gerekir.Masum bebek, cennetten yani anne kucağından,sıcak yuvasından ayrıldığında kendisini yetim hisseder.

Ölümü göze alarak yapılan bir içsel bir yolculuk olan Kahramanın yolculuğunda ilk evre olan
Maceraya Çağrı aşamasında ilk dönüşüm de gerçekleşmiş olur.
Masumdan yetime dönüşen insan bir başlangıç yapamadıkça da hep yetim kalmaya devam edecektir

Nitekim Yaşar Kemal’in Alageyik öyküsünde de annesi Sultan Kadın ‘ın ,Halil’in geyik avına çıkmaması için yakarışı söz konusudur.

Campbell ‘in maceraya çağrı olarak adlandırarak bu durumu eserinde “benliğin uyanması” olarak tanımlar.

Zira bu dönem aynı zamanda dünyanın erginlenmesinde de tabiatın yeniden doğuşuna denk gelen bahar mevsiminin insan bedenindeki karşılığıdır.

Bu da yine bir çok tradisyonda Geyik sembolünün reenkarnasyonu temsil etmek üzere kullanıldığını hatırlatır

Maya , Altay Türkleri, Pueblo Kızılderililerine ait tradisyonlarda geyik reenkarnasyonu temsil ederken Buryat şamanlarının başlığındaki üçlü geyik boynuzları olarak,Budist tradisyonda bodhisattva halini temsil eden altın geyik olarak var olur.

Bu çağrı ile artık eski idealler ve duygusal kalıplar uygunsuzdur. ve bir eşiğin aşılmasının zamanı gelmiştir

Macera çağrısına cevap verip, büyülü eşiği aşan kahramanı yeni bir dünya beklemektedir.

Çağrının işaret ettiği alan,kişisel bilinçaltını da kapsayan, bilinçdışının gizemli dünyasıdır
Kimi zaman Çağrının Reddi de söz konusudur.Kendi dünyasının konformizminden uzaklaşmak istemeyen insansorumluluk duygusu, korku, yetersizlik hissi gibi nedenlerle
bu çağrıya kulak tıkar.
Daphne’nin Tanrı Apollon’un çağrısına uymayıp babasının güvenlikli alanına çekilerek bir ağaç kütüğüne dönüşmesi veya Lut Peygamber’in karısı, Yehova’nın çağrısına önce kulak verip
sonra dönüp arkasına baktığı için tuz direğine dönüşmesi örneklerinde olduğu gibi.
ilahi çağrıya cevap vermeyip kısır döngüye giren ve kendi ruhsal süreçlerinde boğulanlar da vardır.

Çağrılar başımıza gelen hastalık , sevilen kişinin kaybı, ilişki sorunları, kararsızlık gibi türlü zorluklarla kendini gösterir.
Kişi bu olayların kendisine ne ifade ettiğini anlamlandırmak isterse çağrıya kulak verip eşikten atlamış olur.

Masal ve mitlerde de kahramanın cesaretini gücünü ve zekâsının sınayan, kahramanı içinde bulunduğu toplumdan uzaklaştırırarak yalnızlaştıran onu erginleyen, geleceğe hazırlayan sınavlar vardır.

Ejderhalar devler ve korkunç yaratıklardan oluşan bu dünya ile ilgili olarak Campbell şöyle açıklar:

“Eşik aşıldıktan sonra, kahraman bir dizi sınavdan geçmek üzere tuhaf biçimde akışkan, belirsiz biçimlerin düş dünyasına doğru ilerler ”

Mitlerin her zaman birbirinin aynısı olduğunu belirten Campbell bu sınavları mistik bir yorumla da açıklamaya çalışır.

Bu zorlu sınavlar yolu, kendisi de bir sembol olan kahramanın duyuların arındırılıp önemsizleştirildiği, enerji ve ilgilerin aşkın şeylere yoğunlaştırıldığı, benliğin arındığı,
kişisel geçmişin çocukluk imgelerinin dağılması aşılması ve dönüşmesidir.
Derlemedir.

9 Haziran 2018 Cumartesi

Geyik motifi

Otomatik alternatif metin yok.
Geyik motifi Türk efsânelerinde değişik şekillerde karşımıza çıkar. Göktürkler’in Türeyiş Destanı’nda bir dişi kurt, bir çocukla birlikte mağaraya giriyor ve orada yaşıyor; Dede Korkut Kitabı’nda Bamsı Beyrek, geyik kovalayarak, nişanlısı banı Çiçek’in otağının önüne gidiyor. Geyik Türk Destanları’nda, dağların, vadilerin ve sarp kayalıkların görünüp kaybolan sihirli ve en güzel hayvanlarındandır. Kurt göklerin, ala geyik ise yerlerin sembolü ve ruhu gibidir. Güney Sibirya’da yaşayan Baraba-Om Türkleri’nin Radlof tarafından derlenmiş “Yestey Möngkö” masalında geyik şöyle anlatılmaktadır: “Geyik-kız, yeraltının bittiği yerde oturuyordu. Yestey Möngkö adlı bir yiğit, geyik-kızı bir gün yer yüzünde gördü. Yedi yıl yorulmadan ve yılmadan geyiğin peşine düştü ve kovaladı. (Bu kovalama yer altına doğru bir kovalamaydı.) En sonunda onu bir taş evde yakaladı ve geyik-kızla evlendi.
(Burası yerin bittiği yer olabilir. Benzeri taş eve Oğuz Kagan Destanı’nda da rastlamaktayız.) Yer Kara-Alp adlı bir yer ruhu ise, onlara düşmen oluyor. Geyik-kız, Yer Kara-Alp’in baldızı imiş. Bundan sonra savaş hazırlığı başlar. Geyik-kız da kocası gibi silahlı imiş.” Konuşan geyikler de Türk mitlerinde görülmektedir. “Yavrusu kötürüm olan bir geyik, kimsesiz bir yiğide geliyor ve ondan kötürüm yavrusu için ilaç istiyor. Yiğit de gerekli ilacı veriyor ve yavru iyileşiyor. Bundan sonra da geyik yiğide çeşitli iyilikler yapmaya başlıyor.” “Ala-geyik” tüylerinin arasında beyaz benekler olan geyiktir ve Türk Halk Edebiyatı’nda da önemli yeri olan bir türdür. Orta Asya Türk Halk Edebiyatı’nda da bu geyiğin çok daha farklı mitolojik türlerine rastlayabiliyoruz. Geyik esaslı kayıtlara baktığımızda, geyiklerle ilişkilendirilmiş atasözleri de görebiliyoruz: “Bu dağda durarak, öbür dağa göz diken geyik ölür.” Anadolu’da görülen basma mevlüt kitaplarının içinde de nazım şeklinde yer alan “Hikâye-i Geyik” bölümleri vardır.
Ali Rıza Yalgın (Yalman)’ın, Binboğa Türkmenlerinden derlediği geyik hikâyesi kısaca şöyledir: “ Nurhaklı bir yiğit ava gidiyor. Bir geyik sürüsüne rastlıyor. Sürünün yanında da bir “Koca Adam” görüyor. Yiğit, geyiklere saldırıyor. Koca, bir geyik oluyor. Yiğit de kaçıyor…” Bu hikâyeyi anlatan Nurhaklı geyik avcısı, şu atasözlerini de sıralamaktadır: “Geyiğin avına biyol (bir kez) giden, bir daha tövbe eder.” “Geyiği iyi sayarlar, onun piri varmış.” “Bir adam su içen geyiğe bir ok atmış, geyik hemen ak sakallı koca olmuş.” “Davarın uğruna bir geyik çıkarsa, o obaya zeval olmaz.” Gene Nurhaklı geyik avcılarının anlattığı bir başka geyik efsânesi de şöyledir: “ Yusuf adlı bir avcı, geyik avına gitmiş. Geyik sürüsünün yanında, ak sakallı bir koca görmüş. Koca, Yusuf’a; beni kimseye söyleme, sana bir çebiş vereyim demiş. Fakat Yusuf dinlemeyip, sürüyü talana başlamış. İşte o zaman “koca” bir geyik tekesi oluyor ve Yusuf’a “yuf” diyor. Yusuf kayalardan düşerek ölüyor…”(24) Yukarıda anlatılan efsâneler ve dillendirilen öz deyişlerde “geyik donuna girme” motifine de rastlamaktayız. (Don değiştirme ya da dona girme hakkında ileride daha geniş bilgi verilecektir.)
(24) Ali Rıza Yalgın (Yalman), Cenupta Türkmen Türkmen Oymakları, II, Ankara 1977, s. 398-400.

KARAKEÇİLİ YÖRÜK AŞİRETİNİN TARİHİ

Bir milletin kültürü,geçmişinden süzülüp gelen maddi ve manevi değerlerin bütününden meydana gelir. Büyük Türk milletinin tarihi dünya tari...