5 Aralık 2017 Salı

Aprın Çor Tigin




Maniheist dönem Uygur edebiyatının bir temsilcisi olan Aprın Çor Tigin’in nerede ve ne zaman doğduğuyla, ailesiyle, aldığı eğitimle ya da mesleğiyle ilgili herhangi bir bilgi mevcut değildir. Buna rağmen, adındaki tigin, onun bir taht varisi (şehzade) olduğuna işaret etmektedir.

Kendisiyle ilgili bilinenler,şiirlerinin yazılı olduğu yaprağın başındaki [başlantı] aprın çor [tigin kügi t]akşutları ile her iki şiirinin sonunda yazılmış bulunan [t]ükedi [a]prın çor tigin kügi ifadelerinden ibarettir. Dolayısıyla kaynaklarda, hangi muhitte yaşadığı ya da nerede öldüğüyle ilgili olarak da herhangi bir bilgi yer almamaktadır.

Aprın Çor Tigin, şairi belli ilk Türkçe şiirlerin yazarı olarak kabul edilir ve Maniheist dönem Uygur edebiyatından günümüze ulaşan sekiz şiirden ikisini o yazmıştır.

Şiirlerinden ilki Mani övgüsüyle ilgilidir. “Sevgili” adıyla tanınan diğer şiiri ise, Türk edebiyatının bilinen ilk aşk temalı lirik şiiridir. Şairin Mani övgüsünü konu edinen ilahi niteliğindeki şiiri, dörtlükler şeklinde düzenlenmiştir ve mısra başı kafiyelidir. Toplamda 12 mısradan oluşan bu şiirin her mısrasındaki hece sayısı ortalama 12’dir. “Sevgili” adı verilen diğer şiiri de dörtlüklerden oluşmaktadır ve yine mısra başı kafiyelidir.

Aprın Çor Tigin’in şiirleri Turfan’da bulunan metinler arasında yer almaktadır ve bunlar 24 x 15.5 cm büyüklüğündeki T. M. 419 yer işaretli, bazı kısımları eksik ya da yer yer hasarlı bir kağıt üzerine Uygur harfleriyle yazılmıştır.

Onun Mani övgüsüyle ilgili şiiri ilk olarak transkripsiyonlu bir şekilde, tercümesiyle beraber Albert August von Le Coq, ikinci şiiri ise, aynı şekilde Willy Bang tarafından yayınlanmıştır. Türkiye’de ilk olarak Reşid Rahmeti Arat, Talat Tekin ve Osman Fikri Sertkaya gibi araştırmacılar Aprın Çor Tigin’in şiirleri üzerine inceleme ve değerlendirmelerde bulunmuşlardır.

Amrak Şiir – Aprın Çor Tigin



Maniye Övdüğü Şiir – Aprın Çor Tigin



İlk Türk Şairi – Aprın Çor Tigin

Çin Halk Cumhuriyetinin eski başkenti Chang’an’da (Xi’an’da) Ötüken Uygur Kağanlığı Dönemi prenslerinden Karı Çor Tigin adına hazırlanmış Çince – Türkçe ((Kök) Türk harfli Uygurca) bir yazıt bulundu. Yazıttan edinilen bilgilere göre Karı Çor Tigin Uygurların Yaglakar sülalesinden, Çabış Tigin’in oğlu, Kan Tutuk’un yeğeni, Bögü Bilge Tengri Kan’ın küçük kardeşidir. O, T’ang İmparatoru Tai Tsung (Dài Zong) zamanında (794 yılının beşinci ayında) ülke içinde baş gösteren isyanları bastırmak amacıyla Chang’an’a / Xi’an’a gelip imparatorluk ordusuna “sol kuvvetler komutanı” olarak katılır. Karı Çor Tigin, henüz 20 yaşında iken 20 Mayıs 795 tarihinde Xi’an’da hastalanıp ölür. T’ang İmparatoru Tai Tsung / Dài Zong onun adına bugün Xi’an’ın 10 km güneybatısında bulunan Zhang Du Yuan Bölgesi’nde bir anıt mezar yaptırır ve üzerine Çince ve Türkçe metinlerden oluşan bir yazıt koydurur. İki bölümden oluşan yazıtın (Kök)türk harfli Uygurca bölümünde 17 satır bulunmaktadır. Bu bölümde Karı Çor Tigin’in soy kökü ve kim olduğu hakkında bilgi verilir ve onun adına T’ang / Çin imparatorunun anıt mezar yaptırdığı ve 7 Haziran 795 tarihinde ölüm töreni düzenlettiği belirtilir. Yazıtın Çince bölümünde ise (Kök)türk harfli bölümdeki bilgilerin paralelinde cümlelere yer verilerek T’ang İmparatoru Dài Zong’un kendi emrinde komutan olarak görev yapan Uygur Prensi Karı Çor Tigin’in ölümünden duyduğu üzüntü dile getirilir. Halen Xi’an’daki “T’ang West Market Museum”da sergilenen Karı Çor Tigin yazıtı, Çinlilerle Türkler (Uygurlar) arasındaki tarihi dostluk ilişkisini yansıtması ve çift dilli bir yazıt olması bakımından büyük önem taşır. Bu makalede önce (Kök) Türk Kağanlığı ve Ötüken Uygur Kağanlığı dönemlerinde Türk – Çin ilişkilerinin durumu dikkatlere sunulmakta; sonra da Karı Çor Tigin yazıtının (Kök) Türk harfli bölümü bütün yönleriyle ele alınıp incelenmektedir.



Prof. Dr. Cengiz ALYILMAZ

Karabalsagun Yazıtı:


Diğer Uygur kitabeleri içerisinde farklı bir yere sahiptir. Zira;
Türkçe, Çince ve Sogdça olmak üzere üç dilde yazılmıştır. Bu yazıt III. Orhon Yazıtı
olarak da adlandırılmıştır. Bunun nedeni ise; Birinci ve İkinci Orhun Yazıtları’nın
yakınlarında bulunmuş olmasıdır. Türkçe kısım okunamayacak kadar tahrip olmuştur.
Ancak “Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Tengri” adına dikildiği bilinmektedir. Üç
dilde yazılan ve Türkçe kısmı Göktürk harfli olan bu yazıtın, Türkçe kısmı tahrip
olmasına rağmen, Çince kısmı daha okunur durumdadır.Başlığında ejderha resmi yer alan kitabe,
Uygur Devleti'nin kuruluşundan itibaren tahta geçen 9 kağan ve Uygurların Mani dinine girişi hakkında bilgi vermektedir.
Türkçe bölümü oldukça yıpranmıştır.Abidede toplam 52 satır yazı vardır ki,bunların çoğu birer kelimedir.
Yazıt 1889 tarihinde Yadrintsev’in Kuzey Moğolistan’ı ziyareti sırasında büyük bir harabede bulundu.
Yazıtın ilk neşri Radloff’un eserinde olmuştur.
Derleme ;Akcan MİR

Şine Usu Yazıtı


 

1909 yılında, Mogoitu Irmağı, Şine Usu Gölü ve Örgötü Dağı
çevresinde Finli bir heyet tarafından bulunmuştur. 1918 yılında yine Finli bir bilim
adamı olan Güstav John Ramstedt tarafından yayımlanmıştır. Şine Usu Yazıtı, önceki iki
yazıt gibi ikinci Uygur Kaganı olan Tengride Bolmış il itmiş Bilge Kagan (Moyen- Çor)
ile ilgilidir. Daha önceki abidelerde bulunan damgalardan, Şine Usu’da da
bulunmaktadır. Bu yazıt Moyen-Çor ve babasının yanı sıra, yüz-yüz elli yıllık bir
geçmişe de ışık tutmaktadır. Bu nedenle yazıt, ayrı bir değere sahiptir. Göktürk harfleri
ile yazılmış olan bu yazıt, daha ziyade Uygur siyasi tarihini aydınlatmaktadır. Şine
Usu’da Uygur Kaganı ulusuna “On-uygur ve Dokuz-Oğuz” olarak hitap etmektedir.
Buna ilave olarak bu yazıtta Moyen-Çor’un batı ve kuzey seferlerinin yanı sıra, Oğuz
seferlerine de yer verilmiştir.

Şine Usu Yazıtının Tarihi Önemi : Kutluk Bilge Kül Kağan ve Moyunçur
Uygurların ilk Kağanı Kutluk Bilge Kül Kağan ve oğlu Moyunçur Kağan'ın devrini aydınlatan başlıca üç kaynak vardır. Çin kaynaklarındaki bilgiden, iki yüzyıl önce yüzeysel olarak yararlanılmıştır. Karabalgasun yazıtı bulunduktan sonra da Çin kaynaklarındaki bilgilerle, yeni yazıtın içeriğini kıyaslama gereksinimi duyan bir bilgin çıkmamıştır. Prof. Ramstedt tarafından bulunan, Şine Usu yazıtı Göktürk harfleriyle yazılmış Türkçe bir yazıttır. Moyunçur ve babası Kutluk Bilge Kağan'ın devrini anlatan bu yazıt, bizzat Moyunçur tarafından dikilmiştir.

Uygur yazı




Uygur yazı ve dilindeki zenginlik, edebiyatlarına da yansımıştır. Çünkü Uygur
edebiyatına ait örnekler pek çoktur, aynı zamanda çeşitlidir. Bunlar ise: “Mani dini tesirinde
gelişen Uygur edebiyatı”, “Buda dini tesirinde gelişen edebiyat”, “Bozkır Kaganlığı dönemi
Uygur edebiyatı”, “Yazılı ve sözlü edebiyat”, “Din dışı Uygur Edebiyatı” vs.dir. Bozkır
Kaganlığı dönemindeki Uygur edebiyatı, daha ziyade yazıtlar çevresinde gelişmiştir. Şunu
da belirtmek gerekir ki; Uygur yazıtları, diğer İslam öncesi Türk devletlerinin yanında, daha
fazla tahrip olmuştur. Bu durum hem tercümeyi hem de değerlendirmeyi zorlaştırmaktadır.
Adı geçen - Şine Usu Yazıtı: 1909 yılında, Mogoitu Irmağı, Şine Usu Gölü ve Örgötü Dağı
çevresinde Finli bir heyet tarafından bulunmuştur. 1918 yılında yine Finli bir bilim
adamı olan Güstav John Ramstedt tarafından yayımlanmıştır. Şine Usu Yazıtı, önceki iki
yazıt gibi ikinci Uygur Kaganı olan Tengride Bolmış il itmiş Bilge Kagan (Moyen- Çor)
ile ilgilidir. Daha önceki abidelerde bulunan damgalardan, Şine Usu’da da
bulunmaktadır. Bu yazıt Moyen-Çor ve babasının yanı sıra, yüz-yüz elli yıllık bir
geçmişe de ışık tutmaktadır. Bu nedenle yazıt, ayrı bir değere sahiptir. Göktürk harfleri
ile yazılmış olan bu yazıt, daha ziyade Uygur siyasi tarihini aydınlatmaktadır. Şine
Usu’da Uygur Kaganı ulusuna “On-uygur ve Dokuz-Oğuz” olarak hitap etmektedir.
Buna ilave olarak bu yazıtta Moyen-Çor’un batı ve kuzey seferlerinin yanı sıra, Oğuz
seferlerine de yer verilmiştir.
- Karabalsagun Yazıtı: Diğer Uygur kitabeleri içerisinde farklı bir yere sahiptir. Zira;
Türkçe, Çince ve Sogdça olmak üzere üç dilde yazılmıştır. Bu yazıt III. Orhon Yazıtı
olarak da adlandırılmıştır. Bunun nedeni ise; Birinci ve İkinci Orhun Yazıtları’nın
yakınlarında bulunmuş olmasıdır. Türkçe kısım okunamayacak kadar tahrip olmuştur.
Ancak “Ay Tengride Kut Bulmuş Alp Bilge Tengri” adına dikildiği bilinmektedir. Üç
dilde yazılan ve Türkçe kısmı Göktürk harfli olan bu yazıtın, Türkçe kısmı tahrip
olmasına rağmen, Çince kısmı daha okunur durumdadır. Bu yazıtın diğer bir özelliği de,
Uygurların Mani Dini’ne geçişleri hakkında bilgi vermesidir.
- Hoytu Tamir Yazıtı: Orhun Nehri yakınlarında “Toyhur Çoluu” mevkiinde bulunan
kitabe, 1893 yılında Klementz tarafından bulunmuştur. Yazıt on dokuz küçük parçadan
ibarettir.
- Gurbalcin Yazıtı: Bu yazıtın Maniheist Uygurlar tarafından yazıldığı sanılmaktadır.
- Suci Yazıtı: Aslında bu yazıt Uygurlardan daha ziyade; Uygurları yıkarak tarih
sahnesine çıkan Kırgızlara aittir. Ancak bir Kırgız beyi tarafından Uygur Kaganlığı’nın
son bulmasından sonra dikilmiş olmalıdır. Bu yazıt Moğolistan’ın kuzeyinde, Ar-Ashotu
Dağı, Dolan Huduk civarında, Sucindava da bulunmaktadır. On bir satırdan oluşan bu
yazıtta bir de damga bulunmaktadır.
- Ulaan-gom Yazıtı: Uygurların Sogd yazısıyla Türkçe olarak yazdığı bu yazıt, Budist
tesirler taşımaktadır. Sekiz satırdan ibaret olup, Moğolistan’da bulunmaktadır.
Uygurların Bozkır Kaganlığı döneminden, günümüze kadar gelen yazıtlar edebi açıdan
büyük öneme sahiptir. Ancak elde edilen bilgilerle Uygurların yaşayış ve tarihinin yanı sıra
pek çok alanda bilgi sahibi olabiliyoruz. Bununla beraber Uygurların, Göktürk Devleti’nin
devamı olması nedeniyle onların kültüründen de etkilendiğini görüyoruz. Zira Uygur şunlardır:
- Tez Abidesi: İkinci Uygur Kaganı olan “Tengride Bolmış il itmiş Bilge Kagan adına
dikilmiştir. Bugün bu yazıt Moğolistan’ın Kubsugul eyaletinde Tez Nehri’nin
yukarısında, Çağan-uul kasabasında bulunmaktadır. 1976 yılında bulunan yazıt, 86 cm
yüksekliğinde, 22 cm kalınlığında, 32 cm genişliğindedir. Göktürk alfabesi ile yazılmış
olup, yirmi iki satırdan oluşmakla beraber çoğu kısım tahrip olmuştur. Bu yazıtta farklı
olarak bir de Kagan damgası bulunmaktadır.
- Terhin (Taryat) Abidesi: Uygur ülkesinin coğrafyası ve askeri teşkilatı hakkında bilgi
vermektedir. Yaklaşık oniki yıllık bir devreye ışık tutan bu yazıt, kaplumbağa bir kaide
üzerinde bulunmaktadır. Yine ikinci Uygur Kaganı Moyen-Çor (Tengri de Bolmış İl
itmiş Bilge Kagan) adına dikilmiştir. Uygurların hayat tarzı, yazın ve kışın yaşanılan
coğrafyanın sınırları bu kitabede geçmektedir. Ancak böyle bir ifadeye Göktürk
Kitabeleri’nde de rastlanmaktadır. Burada Göktürk Kaganlarından “Bumin Kagan”ın
adının geçmesi Göktürk-Uygur bağlantısı hakkında bilgi vermektedir. Terh Abidesi’nin
diğer bir özelliği de, Uygur askeri teşkilatı hakkında bilgi vermesidir. Bu Abide’de geçen
unvanların bazıları şunlardır:
- Yüzbaşı ulug urungu
- Beşyüz başı külüg ogı öz inançu
- Beşyüz başı ulug öz inançu
- Tokuz yüz er başı Tuykun Ulug Tarkan
- Tölis Begler oglı Bıng başı Tölis külüg Eren
- Tarduş Begler oglı Bıng başı Tarduş külüg Eren
- Beş bıng er başı Alp ışbara Sangun
Bu kitabede de Uygur Kaganı’nın damgası bulunmaktadır
Kaynak;
YRD. DOÇ. DR. ALİ AHMETBEYOĞLU




UYGURLARIN MENŞEİ


uygurlar ile ilgili görsel sonucu


Uygur tarihi hiç şüphe yok ki Orta Asya tarihinin en önemli birkaç devresinden biridir.
Orta Asya Türk tarihinin eski devrinde, bozkır coğrafyasında bozkır kültürüyle kurulan
üçüncü devlet Uygur Kaganlığı’dır. Uygurlar 744-840 seneleri arasında ilk parlak
dönemlerini, Ötüken ve çevresindeki kurdukları hâkimiyetle yaşamışlar, 840’ta zayıfladıktan
sonra bir kısmı batıya göçmüş, göçtükleri yerde ikinci parlak dönemi yaşamışlardır. Diğer
kısım Uygurlar da Kan-chou bölgesine inerek bugün Doğu Türkistan diye bilinen coğrafyada
varlıklarını günümüze kadar yaşatmayı başarmışlardır.
Soyları Hunlara dayanan, Hun ve Göktürklerin mirasçısı olan Uygurlar ile ilgili
akademik çalışmalar yapan ilk ilim adamı, Japon bilgini Haneda Toru olmuştur. Aslen bir
Budolog olan ve Japonya’da Budoloji’yi kuran kişi olan Prof. Dr. Haneda bu konuyu, ancak
Uygurların Budizmi kabul etmelerinden dolayı ele almıştır. Aynı konu ikinci olarak rahmetli
olan Prof. Dr. Bahattin Ögel tarafından ele alınmış ve bu konuda birkaç makale yayınlamıştır.
Yalnız rahmetli hoca, Uygurların boydan devlet haline nasıl geldiği hakkında ispatlar ortaya
koymuş ve bizleri aydınlatmıştır. En son olarak ise Uygurların Ötüken bölgesindeki hâkimiyet
dönemi Prof. Dr. Gülçin Çandarlıoğlu tarafından tez çalışması olarak araştırılmıştır.
Bunlardan başka Reşit Rahmeti Arat ve Ahmet Caferoğlu da konu ile ilgili çalışmalar
yapmışlardır. Ayrıca yakın zamanda vefat eden Uygur Türkü Turgun Almas’ın Uygur kitabı
başta olmak üzere araştırmaları Uygurların tarihinin aydınlatılmasında önem arz etmiştir.
Uygurlar VIII. asrın ortalarında Göktürkler’densonra bağımsızlıklarını kazanıp kendi
devletlerini kurdular. Bu Kaganlık yaklaşık yüz yıl devam ettikten sonra, Kırgızlar tarafından
yıkılınca ikiye ayrılan Uygurların bir kısmı Kansu-Ordos bölgesine, diğer bir kısmı ise
Beşbalık bölgesine geldiler. Takip eden asırlar içinde her iki grup da hayat tarzını değiştirerek
yerleşik kültüre geçtiler. Maniheizm, Budizm ve İslam dinlerinin de etkisi buna katılınca eski
Türklerin farklı bir yönleri gün yüzüne çıktı. Neticede yerleşik hayat tarzı onlara günümüze
kadar gelen eşsiz sanat eserleri meydana getirme fırsatı tanıdı. Dolayısıyla Uygurlar, Türk
tarihinin çok farklı bir cephesini oluşturmuş oldular.
Uygur Kaganlığı Asya’nın kalbi olarak adlandırılan, kadim Türk yurdu olarak bilinen,
bugünkü Doğu Türkistan coğrafyasında kurulmuştur. Doğu Türkistan; kuzeyde Rusya, batıda
Batı Türkistan’ı teşkil eden Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan, güneyde Afganistan,
Pakistan, Hindistan ve Tibet, doğuda Çin (Kansu ve Çing-hai eyaletleri) ile kuzeydoğuda
Moğolistan ile çevrilidir.
Dokuz aileden müteşekkil Uygurlar, 745’te Basmil ve Karluklarla beraber Göktürk
iktidarını yıkarak bağımsızlıklarını kazanmış ve kendi bağımsız devletlerini kurmuşlardır.
Devletin kurucusu Kutlug Bilge Kagan’dır. Başkentleri ise Ordu-Balık şehridir. Uygur adı
Çin kaynaklarında: Huei-ho, Wei-ho, Huei-hu, Wei-wu-er gibi şekillerde geçmektedir. Uygur
adının anlamı ve etimolojisi hakkında çeşitli görüşler vardır. Bunlar: Uygur'un manasının
“şahin gibi hızla hücum eden”, “orman halkı”, “çukur” anlamlarında olduğu söylenmiştir. Gy.
Németh'e göre Uygur adı, uy-”uymak, takip etmek” fiilinden türemiştir. Ebulgazi Bahadır
Han da Uygurların adını “uymak, yapışmak” fiiline dayandırmıştır. Kâşgarlı Mahmud’da ise,
“kendi kendine yeter”manasında kullanıldığı kaydedilmiştir. Kelimenin genellikle Uygur
şeklinde geliştiği, “akraba, müttefik” ten geldiği, On Uygur adının da “On Müttefik”
anlamında olduğu kabul edilmiştir. Çin kaynakları, Uygurların Göktürkler gibi Hunların
neslinden olduğu yolundaki düşüncelerde hemfikirdirler ve onların da kurttan türediklerini
belirtirler. Fakat bunun yanı sıra Uygurların ağaçtan türediklerine dair efsaneler de mevcuttur.
Uygurların 744’de bağımsızlıklarını ilan etmeden önceki tarihi süreçlerine kısaca göz
atmak gerekirse reisleri P’u-sa önderliğinde Uygurlar 627 yılında yüz bin kişilik Göktürk
ordusunu yenmeleriyle şöhretleri artmıştır. Bu galibiyet Uygur ve Töles boylarına büyük
itibar kazandırmıştır. Bu zaferden sonra P’u-sa, Alp İlteber unvanını aldı. Çin kaynakları P’usa’dan
şöyle bahsederler: “Mükemmel harp planları yapıyordu. Savaşta askerlerin önüne
geçip hücum ederdi. Az askerle çok iş yapıyordu…”. P’u-sa zamanı Uygurların refah devridir.
Göktürklerin zayıf olduğu bu çağda Orta Asya’nın kuzeyinde başlıca iki kuvvet vardı. 1- P’usa’nın
emrindeki Uygur Tölesleri 2- Sir Tarduş Tölesleri.
646 yılında Alp İlteber ölünce yerine Çinlilerin kuklası olan oğlu Tu-mi-tu geçti. Bu
devri gerçek bir Kaganlık dönemi olarak kabul etmek zordur. 648 yılında kukla İlteber
öldürüldü. 648 yılında Altay Dağlarında bağımsızlığını ilan eden Ch’epi Kagan liderliğindeki
Göktürkleri de Çinliler, Karluk, Uygur ve Basmilleri kullanmak suretiyle mağlup etmişlerdi.
Daha sonra Çin hâkimiyetini tanımayan Batı Göktürk beylerinden A-shih-na Ho-lu’nun
bozguna uğratılması için hazırlanan Çin ordusuna Uygurlardan yaklaşık elli bin kişilik bir
kuvvet, reisleri Po-jun liderliğinde katılmış, Taşkent’e kadar ilerlemişlerdi. Po-jun, T’u-mitu’dan
sonra başa geçen İlteber idi ve 661-664 yılları arasında Uygurların lideri olmuştu. O
ölünce yerine önce kız kardeşi Pi-li-tu geçti. 680 yılında ise Uygurların başında Tu-chie-chih
adlı reis bulunmaktaydı. Uygurların devlet olma süreçleri bu şekildedir.
717 yılında Uygur İlteberi ile Kargon’da savaşan Bilge Kagan, onu mağlup edip
doğuya kaçmasına sebep olmuştur. Bu bilgiler ışığında Uygurların 740’lı yıllara kadar fazla
bir varlık gösteremediklerini anlıyoruz. Ancak dâhil oldukları Dokuz Oğuz birliği, isyanlarda
daima ön planda bulunmuşlardır. 742-743 senelerinde Göktürklerin hâkimiyeti altında
bulunan Karluk, Basmıl ve Uygur oymakları, Göktürk Kagan’ı Ozmış’ı mağlup edip
öldürdüler. Göktürk Devleti ortadan kalkınca Basmillerin idaresinde yeni bir Kaganlık
kuruldu. Uygurlar sol (doğu), Basmiller sağ (batı) yabguluğu oluşturdular. 744 senesinde
kalabalık Dokuz Oğuz boylarının da desteğiyle Uygur Yabgusu, Basmil Kaganını mağlup
ederek kendini Kagan ilan etti ve Kutlug Bilge Kül Kagan unvanını aldı. Bu suretle hür Uygur
Kaganlığı kurulmuş oldu. Uygurların, Karluk ve Basmıllara göre daha kuvvetli olmasının
sebebi, hiç şüphesiz kalabalık Dokuz Oğuz boylarının kendi yanlarında yer almalarıdır.
Kaynak;
YRD. DOÇ. DR. ALİ AHMETBEYOĞLU

4 Aralık 2017 Pazartesi

Taşlıcalı Yahya ve Şehzade Mustafa mersiyesi

Taşlıcalı Yahya ve Şehzade Mustafa mersiyesi ile ilgili görsel sonucu




I. Bend

1. Meded meded bu cihanım yıkıldı bir yanı

Ecel celâlîleri aldı Mustafa Hânı


1. Meded, meded! Bu dünyanın bir tarafı yıkıldı.

Çünkü ecel eşkıyaları Mustafa Han/’ı yakaladılar ve boğdular.


2. Tohındı mihr-i cemâli bozuldı erkânı

Vebale koydılar âl ile Al-i Osmânı


2. Onun güneş gibi parlak olan yüzü battı ve maîyeti bozuldu. Osmanoğullarını hîle ile günaha soktular.


3. Geçerler idi geçende o merd-i meydânı

Felek o canibe döndürdi şâh-ı devrânı


3. Padişahın yanında o yiğidin sözü geçtikçe onu çekiştirirlerdi. Nihayet devir padişahını felek, onların yönlendirmek istedikleri tarafa döndürdü.


4. Yalancımın kun bühtanı bugz-ı pinhânı

Akıtdı yaşumımı yakdı nâr-ı lıicrânı


4. Yalancının kuru iftirası ve gizli düşmanlığı


Gözümüzün yaşını akıttı, gönlümüzde ayrılık ateşi yaktı.


5. Cinayet etmedi cânî gibi anıın câm

Boguldı seyl-i belâya tagıldı erkânı


5. Zavallı şehzade caniler gibi bir cinayet işlememişken,


Belâ seline düşüp boğuldu. Bütün yanında bulunan yakınları darmadağın oldu.


6. N/’olaydı görmeye idi bu macerayı gözüm

Yazuklar ana reva görmedi bu rayı gözüm


6. Keşke şu olayı gözüm görmemiş olsaydı.


Doğrusu ya, şehzade hakkındaki hükmü doğru ve uygulanan cezayı adalete uygun görmedim.


II. Bend

1. Tonandi ağlar ile nurdan menâra dönüp

Güşâde hatır idi şevk ile nehâra dönüp


1. Şehzade beyaz bir elbise giymiş, bu haliyle nurdan bir minareye dönmüştü.


Babasını göreceği için mutluluktan parlayan yüzü gündüzü andırıyordu.


2. Göründi halka dıraht-ı şükûfezâra dönüp

Ütag u haymeleri karlu kûhsâra dönüp


2. Şehzade halka çiçek açmış bir ağaç gibi göründü,

Otağ ve çadırları da karlı dağlara benziyordu.


3. Tururdı şâh-ı cihan hiddet ile nâra dönüp

Yürürdi kullan yamnea lâle-zara dönüp


3. Cihan padişahı olan Kanunî Sultan Süleyman hiddetten ateşe dönmüştü,


Yanında yürüyen adanılan da bir lâle tarlasını andırıyordu.


4. Müzeyyen idi bedenlerle ak hisara dönüp

El öpmeğe yüridi mihr-i bî-karâra dönüp


4. Padişahın çadırları bedenlerle süslenmiş, ak hisara dönmüştü.


Şehzade ise sevincinden güneş gibi yerinde duramaz bir hale gelmiş ve el öpmek için otağa doğru yürümüştü


5. Tolmadı gelmedi çünkim o mâh-pâre dönüp

Görenler ağladılar ebr-i nev-bahâra dönüp


5. Ay parçası gibi şehzade battı, babasının otağından dönüp gelmedi.


Sonra onun cenazesini görenler yağmur yağdıran bahar bulutu gibi ağlasınlar.


6. Bir ejdehâ-yı dü-serdür bu hayme-i dünyâ

Dehânma düşen olur hemîşe nâ-peydâ


6. Bu dünya çadırı, dâima ağzına düşenin görünmez

olduğu iki başlı bir ejderhadır.


III. Bend

1. O bedr-i kâmil ol âşinâ-yı bahr-i ulum

Fenaya vardı telef etdi ara tâli-i şûm


1. Ayın ondördü gibi bilgili ve ilim denizinin tanışı olan o şehzade yok olup gitti.


Uğursuz talih zavallıyı telef etti.


2. Dögündi kaldı hemân dâg-i hasret ile nücûm

Köyündi şâm-ı firakında doldı yâş ile Rûm


2. Gök yüzünde birer yara gibi görünen yıldızlar şehzadenin, hasretiyle dövündü kaldı.


Osmanlı ülkesi onun ayrılığı akşamında hasretle yandı tutuştu, gözleri yaşlarla doldu.


3. Kara geyürdi Karamana gusse etdi hücum


O mâhı ince hayâl ile etdiler ma/’dûm


3. Hüzün ve keder hücumu Konya halkına karalar giydirdi.


O ay yüzlü şehzadeyi, ince hesaplar, ustaca entrikalarla yok ettiler.


4. Tolandı gerdenine hâle gibi mâr-ı semûm


Kazâ-yı Hak ne ise razı oldı ol merhum


4. Zehirli bir yılan, yani cellâdın kemendi şehzadenin boynuna hale gibi kuşandı.


Rahmetli kaderi ne ise ona boyun eğdi.


5. Hatâsı gayr-ı muayyen günâhı nâ-ma/’lûm

Zihî şehîd ü saîd ü zihî şeh-i mazlum


5. Hatası görülmemiş ve günahı bilinmemişken öldürülen şehzâde,


Ne mübarek ve manen ne mutlu bir şehîd ve ne derece zulme uğramış bir sultândır!


6. Yıkıldı yer yüzine aslına rücû etdi

Saadet ile hemân kurb-ı hazrete gitdi


6. Şehzâde yer yüzüne yığılıp kaldı ve aslı olan toprağa döndü.


Şehîdlik mutluluğuyla İlâhî makam civarına gitti.

KARAKEÇİLİ YÖRÜK AŞİRETİNİN TARİHİ

Bir milletin kültürü,geçmişinden süzülüp gelen maddi ve manevi değerlerin bütününden meydana gelir. Büyük Türk milletinin tarihi dünya tari...