5 Aralık 2017 Salı

Uygur Tiyatrosu


Uygur Tiyatrosu menşe itibari ile çok eskilere dayanır. Refik Ahmet Sevengil ile ilgili görsel sonucu

Uygur Tiyatrosu menşe itibari ile çok eskilere dayanır. Refik Ahmet Sevengil " Türk Tiyatrosu Tarihi Eski Türklerde Dram Sanatı" adlı kitabında; " Çin'de hükümdar olan ilk üç sülalenin kurucuları da Türktür. Bunlar M.Ö. 2.202 yılından başlayarak M.Ö. 250 yılına kadar hüküm sürmüşlerdir. Görülüyor ki Çin'de ilk defa tiyatrodan bahsedilmesi- yani M.Ö. 1.150- Türklerin idaresi zamanına aittir. " Çin'de dram sanatını himaye edenler ve ilerletenler Türkler olduğu gibi orada bu sanatı kurmuş olanlar da Türklerdir " demektedir. (1) Gerçekten de insanın en doğal davranışı olan taklit hareketlerine dayanan tiyatro sanatının diğer sanat dallarından önce doğduğu ve bunun hareketli Türkler arasında geliştiğini söylemek mümkündür. Eski ve yüksek kültür yaratan Türk boylarından biri olarak Uygurlar da aynı takdire layıktır.

İslamiyetten önce Uygur Türkleri arasında tiyatro sanatının ne denli geliştiğini Çin kaynaklarından öğrenmekteyiz. M.Ö. 139'da Türkistan'a gelen ilk Çin elçisi Cang Çien: " Uygurlar kendi dil ve yazısına sahip olmakla kalmayıp, kendilerine özgü müzik, dans, tiyatro, ressamlık ve heykeltraşlık alanlarında da çok zengin ürünlere sahiptirler" (2) diye kaydetmiştir.

Gerek M.S. 629'da Türkistan'a gelen Buda rahibi Suan Zang'ın hatıralarında gerekse M.S. 981'de Turfan'a gelen Çin elçisi Wang Yende'nin raporunda ve diğer bir çok Çin yıllıklarında banzer kayıtlar bulunmaktadır.

Doğu Türkistan'da "Kızıl Ming Öy" diye bilinen Budda tapınaklarındaki dans ve orkestra resimleri 8-9. yüzyıla ait 27 ülusluk tiyatro eseri "Maytrisimit"in Uygurcaya çevrilip sahnelerde oynanması Uygur Türklerinin zengin tiyatroculuk geleneğine sahip olduğunu göstermektedir.

Bu konuda Alman Türkolog A.V. Gabain şöyle demektedir; " ... O dönem (iç bölgeler ) deki çinlilere nazaran, eski Şincan (Doğu Türkistan'ın) sanatı, sessiz tiyatrosu, danslı tiyatrosu, orkestrası ve ilkel tiyatrosu büyük celbetme gücüne sahipti. Elde bulunan el yazmalarına göre, Türk Uygur alfabesinde yazılan sahne eserlerinin konusu Çince sahne eserlerinkinden üstünlük göstermektedir. "Eski Sincan (Doğu Türkistan)ın opera heyetleri, şarkıcılaarı, erkek kadın sazcıları iç bölgelerde konserler vermiş ve coşkulu karşılanmıştır. (3)

Prof. Dr. Kazım Mirşan

Bilge Tigin
Türk Kültürü Dergisi sayı: 346, Şubat 1992

B.Tarhan

(1) Refik Ahmet Sevengil; "Eski Türklerde Dram Sanatı" s. 17-20, Ankara 1962
(2) Ali Aziz: " Şincan'ın Müzik ve Tiyatro Sanatının Geçmişi" "Şincan Sanatı" dergisi sayı : 5 1989
(3) Vahitcan Gafur, Asker Hüseyin ; " Uygur klasik edebiyatı üzerine tezler s. 147, Beijing Milletler Neşriyatı 1985

Maniheist mabetler, kubbe ve köşe tromplariyle İran ateşgahları biçiminde yapılıyordu Hoço’da bir saray harabesinde tonozlu ve kubbeli kısımlar görülür Duvarlar, yontulmamış taşlardan harçla örülmüştür Sirkip’de kule biçimde bir yapı nişler içerisinde Buda figürleriyle bir Hint stupasından başka bir şey değildir Buda ve Mani dinleri gibi Hint ve İran mimarî şekilleri de yan yanadır Hoço yakınında bulunan kubbeli yapılar mezar anıtlarıdır Kubbe İran’dan gelmiş olabilir, fakat bu zamanlarda İran’da mezar yapısı yoktur Zerdüşt dininde ölülerin gömülmesi düşünülemeyeceğinden mezar fikri doğmamıştır Uygurlar bu kuleli mezar yapılarıyla ilk türbeleri meydana getirmiş oluyorlar Komul civarında lli-Köl’de, mâbet olması gerekli diğer bir kubbeli yapıda tromp yerine köşeye ilk defa bir üçgen konulmuştur ki, bu İran’da bilinmeyen bir şeydir Halbuki, Türk Üçgenleri sonra Selçuklu ve Osmanlı mimarisinde ehemmiyetli bir rol oynamıştır


Uygurlar umumiyetle iki kanatlı kapı ile açılan ve küçük bir evcik şeklinde giriş yeri olan, yarı yükseklikte duvarla çevrili evlerde oturuyorlardı. Evler yarım metre yüksek bir tuğla Duvar üzerinde yükseliyor, uzun kenarın ortasında bir merdiven yukarı götürüyordu. Asıl ev çok defa tek katlı, duvarlar masif örgülü, pencereler ilk zamanlarda yuvarlak kemerli, sonraları dört köşeli idi. Bayramlarda evin dört köşesine dışarıdan kızıl-kahverengi perdeler konuluyor, bunlar duvar köşelerinde toplanıp, düğümleniyordu. Çin evlerini andıran ağır, kiremitli, dik sırtlı çatının iki ucu bir kuş (belki föniks, ateş kuşu) biçiminde nihayetleniyordu. Çin’de, bu ejder başıdır Dik sırtın ortasında Çin’deki gibi çok defa alev şeklinde inciden bir nazarlık yükseliyordu. Çatı süslü ve kırmızı renkli idi, fakat Çin’deki gibi ağır dekorlarla yüklenmemişti. Bir üst kat yapılırsa, bu, çok defa hafif korkuluklarla pavyon biçiminde oluyordu. Çevre duvarları ile ev arasında ağaçlarla bahçe, binek ve yük hayvanları için yer bulunuyordu. Doğu Türkistan, eski Uygur ülkesinde kayalara oyulmuş binlerce mâbet vardır. Bunların duvarları ve tavanı fresklerle süslüydü. Fresklerden çoğu Alman Turfan araştırıcıları tarafından sökülerek Berlin Etnoğrafya Müzesi’nde duvarlara yerleştirilmişti. Son harpte bunların büyük bir kısmı yok olmuş, fakat kitaplarda resimleri kalmıştır Fresklerin konusu esas itibariyle Budizm’dir. Buda MÖ 560 yıllarında Hindistan’da yeni dinini yaymıştır.

uygurlar veya Sarı Uygurlar
çin halk cumhuriyeti sınırlarındaki 56 resmi etnik gruptan bir tanesi.

20.000'e yakın nüfusları mevcuttur. sarı uygurlar diye bilinirler. nüfusun çoğu gansu eyaleti'ndedir.
yugurlar iki dil konuşur. batı yugurca ve doğu yugurca. çoğunluk batı yugurca'yı konuşur. batı yugurca; türk dilerinden, sibirya öbeğine bağlı bir dildir

Uygur Prensi




Din olarak Budizm’i kabul etmiş olan Sarı Uygurlar, ticaret ve medeniyet bakımından çok gelişmişlerdir. Budistlerin en kıymetli eserlerinin bulunduğu Bin Buda Mağaraları, Sarı Uygurların yaşadığı bölgede idi. Daha sonraki yıllarda İslâmiyet’i seçen ve Karahanlılar Çağında Türk-İslâm medeniyetine önemli katkılar sağlayan Uygur Türkleri, bugün de varlıklarını aynı adla, devam ettirmektedirler.

Karahoca (Gaochang) Uygur Krallığı


9.-13. yüzyılda bugünkü Doğu Türkistan'da Uygurlar tarafından kurulan devlet.
840'de Göçebe Uygur Kağanlığı Kırgız baskınından sonra Ngo-nie Tegin'in Altay Dağları'nı aşarak Beşbalık, Turfan yöresine taşıdığı Uygurlar buraya yerleştiler ve Kırgızlar'ın öldürdüğü son kağanlarının yeğeni Mengli'yi 856'da kağan ilan ettiler.
Uzun zamandır Tibet baskısı altında yaşayan Çin imparatoru dengeleyici güç olarak tasarladığı bu devleti-kendisine bağlı olması koşuluyla da olsa- hemen tanıdı ve Uygurlar'ın Tarım havzasının öteki ucuna (Kaşgar'a) kadar yayılmasına ses çıkarmadı.
911'de soydaşları Kansu Uygurları sayesinde bağımsızlıklarını kazanan Turfan Uygurları siyasal olarak etkili bir güç olamadılarsa da Maniheizm dininin de etkisiyle yerleşik hale geçtiler ve başlıcaları Turfan, Kaşgar, Beşbalık, Kuça, Hami olan şehirlerinde önemli bir "uygarlık" yarattılar.
Çin Hanedanlığı, Karahoca Uygur Krallığını tanır ve hatta Wang Yen De isminde bir büyükelçiyi bu ülkeye gönderir. O üç yıl bu ülkede kalır.[1]
Yeni coğrafyalarında Mani dini yerine Budizm'i benimseyen Uygurlar Nesturi Hıristiyanlığı da tanımışlar, en son -Karahanlı Devleti'nin de baskı ve tesiriyle- topluluk halinde İslamiyeti kabul etmişlerdir ki bugün Çin'de yalnızca Uygurlar'a değil, Uygurlar aracılığı ile müslümanlaşmış diğer etnik gruplara da Huei-hu (Uygur) denilmektedir.
12. yüzyıldan itibaren Kara Hıtaylara bağlı olan Uygurları, 1209'da İduk-kut Barçuk Art Tegindöneminde Cengiz Han'a bağlandı. Barçuk Art Tegin, Cengiz'in kızlarından İl Altun ile evlenip küregen (damat) oldu. Alaaddin Ata Melik Cüveynî'nin Moğol İmparatorluğu hesabına kaleme aldığı Tarih-i Cihangüşa eserine göre, Barçuk Art Tegin' Cengiz'in dört varisinin yanı sıra beçinci varisi olarak kabul edilmiş. Barçuk Art Tegin'in sülalesi Moğol İmparatorluğu'nda Kongiratlar ile birlikte Küregen ailelelerinin başı sayıldı.

UYGUR KAGANLIĞI’NIN ÇÖKÜŞÜ VE PARÇALANMASI


808 yılında Kagan’ın ölmesiyle yerine, Ay Tengride Kut Bulmış Alp Bilge Kagan
geçti. Bu tarihte Kagan’ın yanı sıra Hsien-an prensesi de ölmüştü. Çinliler hem tebrik etmek
hem başsağlığı dilemek için elçiler gönderdiler. Kagan, diğer Kaganlara göre daha uzun süre
tahtta kalmıştır. Alp Bilge Kagan devri devlet için son derece huzurlu ve sükûn dolu olmuştur.
Bu dönem Uygurları rahatsız eden tek güç Tibetlilerdi. Tibetliler, Sha-t’o’ları
kullanarak Uygurlara karşı üstünlük sağlamaya çalışıyorlardı. Fakat Sha-t’o’lar Ötüken’e
gelip Uygurların hâkimiyetini kabul ettiler. Bu, o devirdeki Uygur otoritesinin büyüklüğünü
gösteren en büyük delillerden biriydi.
Tibetliler, Uygurların bu üstünlüğünü hazmedemeyerek zaman zaman Uygurlara karşı
intikam duygularını açığa çıkarıyorlardı. Tibetliler, Uygurların başkenti Karabalsagun
bölgesine kadar sefer düzenlemişler, fakat başarılı olamamışlardı. Eski devirlerine nazaran
çok kuvvetlenen Tibetliler, İpek Yolu’na gözlerini dikmişler, özellikle Turfan ve onun
doğusundaki toprakları zaman zaman istila etmişlerdi.
Uygur Kaganı 813 yılında Çin’e elçi göndererek bir Çin prensesiyle evlenme talebinde
bulunmuştur. T’ang Hanedanı’nın İmparatoru bu talebi, masraflarının ağırlığı yüzünden
reddetmek istemiş; ancak bunu açıklamaya çekinip oyalama yoluna gitmiştir. Uygur Kaganı
820’de Alp Tarkan başkanlığındaki bir heyeti daha yollayıp evlilik yolundaki ısrarını
tekrarlayınca, İmparator Hsien-Tsung evliliği çaresiz kabul etmek zorunda kalmıştır.
Bu devirde Uygurlar siyasi güçlerinin en parlak zamanlarını yaşamış, buna karşılık
Maniheizm ise etkisini arttırarak sürdürmüştür. Çinlilerden Uygurlara geçen Maniheizm’i ise
Çin’de Uygur Türkleri yaymışlar, Uygur hâkimiyeti devam ettikçe, Çin’de Maniheistler rahat
yaşamışlardır. 821 yılı Şubat ayında Ay Tengride Kut Bulmış Alp Bilge Kagan öldü. Çin
Sarayı üç gün matem ilan etti. Çin Sarayı’nın ileri gelenleri baş sağlığında bulundular.
Uygurlar hakkında bilgilere sahip olduğumuz Karabalsagun Kitabeleri bu hükümdar adına, bu
dönemde dikilmiştir.
821 yılında Ay Tengri’de Kut Bulmış Alp Bilge Kagan ölünce yerine Kün Tengri’de
Ülüg Bulmış Alp Küçlüg Bilge Kagan geçti. Moyen-Çor Kagan’la kuvvetlenen, Bögü
Kagan’la parlayan, Kutlug Bilge Kagan’la zirveye çıkan Uygurlar için 821 tarihi bir kırılma
dönümüdür. Bu tarihten sonra Uygur başkentinde türlü entrikalar, suikastlar ardı ardına
yaşanarak adeta bir kaos ortamı oluşmaya başlamıştır. Bu karışıklıklar Uygurların siyasi
kuvvetlerinin hızla zayıflamasına sebep oldu. Kün Tengri’de Ülüg Bulmış Alp Küçlüg Bilge
Kagan ise Kaganlığı’nın içindeki karışıklıkları ortadan kaldırmak için çaba göstermiş ve Çin
ile ilişkilere büyük önem vermiştir.
Çin Sarayı, yeni tahta çıkan Kagan’ı tebrik için elçiler gönderdi. Kagan başa geçince
Uygurlar ilk iş olarak, sürekli ertelenen Çinli prensesle evlilik merasimini gerçekleştirmek
için girişimlere başladılar. Bu girişim Uygurların azılı rakibi olan Tibetlileri rahatsız etti ve
Uygur ülkesine akınlar yapmaya başladılar. Tibetlilerin bu akınları başarısızlıkla sonuçlandı.
Kagan büyük bir merasimle Çinli prensesle evlendi. Dış görünüş itibariyle Uygur Kaganı’na
büyük şeref kazandıran bu evlilik aslında devletin içişlerine müdahale imkânı elde eden Çin
lehine idi. T’ai-ho Prensesi, Uygur ülkesi için bir uğursuzluk timsali olmuş, Çin Sarayı’nın
ananevi politikası arzu edilen şekilde rahatlıkla yürümüştür. 824 yılında Kagan vefat etti.
824 yılında Kün Tengri’de Ülüg Bulmış Alp Küçlüg Bilge Kagan ölünce yerine küçük
erkek kardeşi Hazar Tegin geçti. Hazar Tegin’in Kaganlık unvanı, “Ay Tengri’de Kut Bulmış
Bilge Kagan” idi. 825’de Çin İmparatoru yeni Uygur Kaganı’nı tebrik için elçiler ve hediye
olarak on iki araba dolusu ipekli kumaş gönderdi.
Hazar Tegin başa geçince Çin İmparatoru’na, Çinli bir prensesle evlenmek ve bu yolla
bir akrabalık tesis etmek istediğini bildirmiştir. Daha önceki Türk devletlerinde ve Uygurların
daha önceki dönemlerinde de karşımıza çıkan bu Çinli prenseslerle evlenme hadisesi her iki
toplum için, zararlı olduğu kadar yaralı bir takım unsurları da içinde barındırıyordu. Çinliler
açısından, Türklerin kent sınırlarına gelip şehirlerini yağmalamaları az veya çok azalacak,
Çin’in siyasi ve askeri bakımdan zayıf oldukları dönemlerde de Çinlilerin yardım isteklerine
olumlu cevap verilecek, Uygurlar yardıma gelecekti. Türkler ise bu kurulan akrabalık
sayesinde Çin içlerinde ticareti daha kolay şekilde yapacaklardı.
Yalnız Uygurların bu evlilik istekleri Çin tarafından her zaman kabul edilmiyordu.
Hazar Tegin’in bu evlilik isteği de Çinliler açısından ekonomik olarak zararlı olmasından
dolayı önce reddedilmiş ama daha sonra ise Hazar Tegin’e isteğinin kabul edildiği
bildirilmiştir. Çin İmparatoru Hazar Tegin’e kendi küçük kardeşi olan T’ai-ho Konçuy’u
vermiştir. Evlilik merasimleri kaynaklar tarafından ayrıntılı şekilde anlatılmış, bu sayede
Uygurların kültürü hakkında bilgi sahibi oluyoruz.
821 tarihinden itibaren Uygur Devleti gerileme sürecine girmeye başladı. Siyasi
bunalımı daha da arttıran ekonomik kriz de bu tarihte ortaya çıktı. Her ne kadar Çinliler dost
gibi görünse de, aslında ülkelerinde huzuru kaybeden Uygurlara karşı diş biliyorlardı. Hazar
Tegin zayıf yaradılışlı bir Kagan’dı. Bütün bu sebeplerle iç karışıklıklarla uğraşan devlet hızla
daha da kötüye gitti.
Bu dönemde dikkat çeken husus ise; Çinlilerin geleneksel politikalarını ustalıkla
harekete geçirmeleridir. Çinliler, Uygurları zayıflatmak için bin bir türlü entrikalar çevirirken
diğer taraftan da Uygurların dikkatini çekmemek için, Uygur atlarına karşılık çok yüksek
ücretler ödemeyi, elçileri vasıtasıyla da kıymetli hediyeler yollamayı ihmal etmiyorlardı.
Kudretsiz olan Kagan, 832 yılında yeğeni veya nazırı Külüg Boga tarafından öldürüldü.
832’de Ay Tengri’de Kut Bulmış Bilge Kagan ölünce yerine Hu Tegin geçti. Onun
Kaganlık unvanı “Ay Tengride Kut Bulmış Alp Külüg Bilge Kagan” idi. Bu Kagan’ın ismi
enteresandır. Hu kelimesiyle Çinliler bütün barbarları ifade ederlerdi. Bu isim, konu ile
araştırma yapanlarca, Uygurların başkentte bulunan Sogdlulardan etkilendikleri şeklinde
açıklanmıştır. 832’de Uygur elçileri Çin Sarayı’na gidip Ay Tengri’de Kut Bulmış Bilge
Kagan’ın ölümünü haber verdiler. Çin sarayında üç günlük matem ilan edildi. Yüksek
dereceli memurlar başsağlığı dileğinde bulundular.
833’te Çin İmparatoru yeni Kagan’a tebrik için elçiler gönderdi. Bu dönemde de
Çinlilerle evlilik yoluyla siyasi ilişkiler kurulmaya çalışıldı. 835 senesi Haziran ayında Çinli
prenses Uygur ülkesine getirildi. Bu hükümdar için Çin İmparator fermanında geçen övgü
dolu sözler dikkati çekmektedir. Bunlardan başka ise Çinlileşme propagandası ortaya çıkmış,
bu tarihlerde kendini dilde gösterdi. İmparator Wen-tsung 836 senesinde yabancılarla daha iyi
anlaşabilmek maksadı ile sınır bölgelerinde yabancı dil öğrenen ve öğreten memurluklar
kurulmasını emretti. Bu hamle görünüşte diğer ülkelerle ticari, siyasi münasebetlerde dil
anlaşmazlığını çözmek içindi. Böylece Çin dili Uygur ülkesinde yaygınlaşmış olacaktı. Bu da
kültürel bir yıkımın ilk aşamasıydı. Bu aşamanın sonunda Çinlileşme kaçınılmaz olacak ve
Çin dilini konuşmaya mecbur olunacaktı.
839 senesinde Kagan’ın nazırları olan An Yün-ha ve Ch’ai-tsao, Teğin Kagan’ı
devirmek istediler. Hu Tegin planı meydana çıkardı ve onları öldürdü. O sırada bir miktar
asker ile dışarıda olan diğer bir Uygur nazırı Kürebir bu olaya çok kızdığı için bazı Sha-t’o’larla birlikte Kagan’a hücum ederek isyan etti. Bu karışıklık neticesinde Kagan öldü.
Bazılarına göre Kürebir tarafından öldürülmüş, bazılarına göre intihar etmiştir.
Hu-Tegin’in ölümü üzerine Ho-sa Tegin Kagan ilan edildi. Bu dönemde son derece
fazla aksilik yaşanmıştır. 839 tarihinde, sert geçen kış ayı Uygurların hayvan sürülerinin telef
olmasına sebep olmuş ve var olan siyasi bunalımın üstüne ekonomik sıkıntıların eklenmesiyle
ülkede huzursuzluk daha da artmış, önceki Kagan’ın tahttan indirilişi sırasında merkezde
olmayan kumandanlardan Külüg Baga, Kırgızların yanına giderek onlarla birlikte yüz bin
süvariyle Uygur başkentini basmış, Hazar Tegin ve Kürebir’i öldürmüş Kaganlık otağı dâhil
bütün değerli varlıklar Kırgızların eline geçmiştir.
Böylece Kırgızlar Moyen-Çor ve Kutlug Bilge zamanında uğradıkları Uygur
taarruzlarının intikamını korkunç bir şekilde almış oldular. Yapılan Kırgız taarruzu Orhun
bölgesindeki Uygur hâkimiyetinin sonu olmuştur.
Uygurların yıkılışına sebep olan olayları şu şekilde sıralamak mümkündür;
1- Çinlilerin geleneksel olarak Türklerin güçlerinin parçalanmasına neden olan iç
karışıklıklara sebep olma ve körükleme siyaseti,
2- Yönetici devlet adamları arasındaki sürtüşmeler, hatta başka devletlerle anlaşıp
darbeyle başa geçme teşebbüsleri,
3- Yaşadıkları coğrafi bölgenin çetin zorlukları. Son dönemlerine denk gelen kış
ayının çok çetin geçmesinin, siyasi buhranla sarsılan devlete ekonomik olarak
yansımasa,
4- Maniheizm inancının insanlar arasında kökleşerek bir hayat tarzına dönüşmesi,
bunun sonucunda savaşçılık özelliklerinden gün geçtikçe uzaklaşması ve
düşmanlarla mücadele etmekteki acizlik ve miskinlik sayılabilir.
Bu arada Uygurların yıkılması Mani Dini’nin geleceğini tehlikeye atmış ve Mani
Dini’nin Çin’de yayılması son bulmuştur diyebiliriz. Uygurların yıkılmasının akabinde Çin
imparatoru verdiği emirle, kendine bağlı bütün topraklarda Mani mabetlerini kapatmış ve
mabede ait olan mülkleri ele geçirmiştir. Mani Dini’ne ait olan kitaplar yakılıp yok edilmiştir.
Çin İmparatoru konuyu takip etmiş ve Mani Dini’nin kendi gelecekleri açısından tehlike
oluşturacağı için Uygurların yıkılmasını fırsat bilerek ve hemen harekete geçmiştir.
Kırgız yenilgisiyle devletleri yıkılan Uygurlar, çeşitli yerlere göç etmişlerdir. Bu göç
ettikleri coğrafi bölgeyi şu şekilde açıklamak mümkündür:
1- Yıkılan Devletin ikinci adamı ve bazı kısım boylarla Batıdaki Karluklara,
2- Bazı Uygur Boyları Tibetlerin hâkim oldukları topraklara,
3- Doğuya doğru, Moğol olan Shih-wei kabilelerinin hâkim oldukları topraklara,
4- Bazı Uygur kabileleri ise güneye doğru inip Sarı Nehrinin batı kısımlarına doğru
göçmüşler, burada kendilerine yeni bir Kagan seçmişler ama Çin ve Kırgız
baskısıyla dağılarak Sha-chou, Kan-chou (Kansu) ve Kao-ch’ang (Turfan) şehrine
yerleşmişler,
5- Bir kısım Uygurlar ise ufak aileler halinde Kitan, Moğol kabilelerinin arasında
yaşamışlardır.
Bundan sonra Uygur tarihinin ikinci devresi başlamaktadır. Kagan ailesine mensup iki
kardeş tarafından idare edilen göç hareketi, değişik bölgelere yapılmak zorunda kalmıştır. Göç
eden Uygurlar zamanla küçük şehir devletleri kurarak Orta Asya İpek Yolu ticaretine hâkim
oldular. Yalnız göç eden bu Uygur Türkleri, Bozkır Türk Devlet anlayışından uzak hareket
etmişlerdir. Bu devletlerden Kan-chou Uygur Devleti ve Turfan Uygur Devleti en
önemlilerindendir.

UYGURLARDA HANEDAN DEĞİŞİKLİĞİ VE DEVLETİN ZAYIFLAMASI



Tun Baga Tarkan’ın unvanı “Alp Kutlug Bilge Kağan”dır. Tun Baga Tarkan; cesareti ve iyi
idaresi ile övülen, “dünya nizamı için kanunlar hazırladığı” bildirilen biridir. Tun Baga
Tarkan zamanında T’ang hanedanı güçlendiği için eskisi gibi Çin’e karşı hâkimane
davranışlar gösteremedi ve zorunlu olarak barış yanlısı bir politika izledi. Her ne kadar kanlı
bir şekilde başa geçmiş olsa da devletler arası ilişkilerde yumuşak bir davranış sergiledi. Onun
döneminde Çin toprakları içinde Uygurların yanı sıra Dokuz Oğuzlar da serbestçe dolaşıp
ticaret yapabiliyorlardı. Tudunun (valinin) idaresindeki Uygurlar ve Dokuz Oğuzlar zaman
zaman yerli halka zarar veriyorlardı.
780’de imparator olan Te-tsung, onların ülke sınırlarının dışına çıkmasını istedi. Önce Çinliler
onlardan çekinmişlerdi. Ancak aralarında nifak çıkararak kolayca böldüler ve daha sonra
başta tudun(vali) olmak üzere hepsini öldürdüler. Buna tepki gösteren Tun Baga Tarkan’a
hediyeler gönderen Çin, bu durumu örtbas etmeye çalıştı. 786’da Sha-t’o Türkleri, Uygurların
vergileri arttırıp mallarını ellerinden almaları dolayısıyla onlardan ayrılıp Tibetlilerle ilişki
kurdular. Akabinde onlarla birlikte Beşbalık’ı işgal ettiler.
Tibetlilerin bu derece kuvvetlenip Uygur devletine kafa tutması, Orta Asya tarihinin gidişatını
birden bire değiştirmiştir. Karlukların doğu grubu ile Sho-t’oların Tibetliler tarafını tutması
Uygurların işini zorlaştırdı. 790 yılında Beşbalık Tibetlilerin eline geçince T’ang
imparatorları Orta Asya’dan çekildi. Tun Boga Tarkan’ın 789 yılında ölümü üzerine yerine
oğlu To-lo-ssu geçti.
Karabalsagun Kitabesi’nde, Tun Boga Tarkan ile ilgili olarak kağanın kuvvetli şahsiyetinden,
kuvvet ve kudreti ile herkese hâkimiyetini tanıttığından, maharet ve cesaretiyle içteki ve
dıştaki işlerini kolaylıkla yoluna koyduğundan bahsedilmiştir.
To-lo-ssu Kağan, 789 yılında “Ay Tengride Kut Bulmış Külüg Bilge” unvanıyla başa geçti.
Bugünkü anlamı ise “Ay tanrısında saadet bulmuş ünlü Bilge Kağan”dır. Bu devrin en önemli
meselesi, babasından kendisine miras kalan Beşbalık meselesi idi. Beşbalık’ın diğer adı Pei
t’ing’ti ve buranın halkı ile An-hsi’nin halkı Çin’e gelirken Uygur ülkesinden geçmek
zorundaydılar. Bu yüzden Uygurlarla iyi geçiniyorlardı. Uygurlar, Beşbalık’a göz dikmişlerdi.
Bu dönemde çevrede bulunan topluluklar Uygurların arttırdığı vergiden memnun değildi. Bu
toplulukların başında Karluk kabileleri, beyaz elbiseli Gök-Türkler ve Tibetliler geliyordu. Bu
topluluklar, Uygurlara karşı birlik oluşturarak Beşbalık’a hâkim oldular. Tibetlilerin Beşbalık
meselesinden dolayı Uygurlarla arası açıldı. Çinlilerin bunda parmağı vardı. Bu sayede
Uygurları güçsüz bırakmak istiyorlardı. Mücadele sonunda Beşbalık, Uygurlar tarafından geri
alındı. 790 yılında kağan öldü, kağanın hanımı veya kardeşi tarafından öldürüldüğüne dair
söylentiler ortaya çıktı.
Ay Tengride Kut Bulmış Bilge Kağan’ın esrarengiz şekilde ölümünden sonra, kardeşi
fırsattan istifade ederek kendini kağan ilan etti. Bu durum, Uygur ileri gelenleri arasında
hoşnutsuzluğa sebep oldu. Bundan dolayı tahta geçen kardeşi öldürdüler. Yerine önceki
kağanın henüz 16-17 yaşlarında olan oğlunu tahta çıkardılar. Uygur Başbakanı HsiehYü-chiassu,
bu sırada Tibet seferinde idi; Beşbalık mağlubiyetinin intikamını almış, başarılı bir sefer
yaparak dönüyordu. Kuvvetli ve nüfuzlu bir şahsiyetti. Nazırlar tahttan indirme işi dolayısıyla
ondan çekiniyordu.
Amcasının Uygur ileri gelenleri tarafından öldürülmesi sonrasında başa geçen Feng-Ch’eng
(A-Ch’o) Kağan, henüz çocuk denecek yaştaydı. Kağan, Tibet seferinden dönmekte olan
Uygur Başbakanı HsiehYü-Chio-ssu tarafından kendi öz evladı gibi benimsenip korundu.
Feng-Ch’eng Kağan’ın başa geçmesi ile Uygur ülkesi az da olsa huzura kavuştu. Öncelikle
Beşbalık meselesinin halledilmiş olması, bunda önemli bir etkendi. Çinliler yeni kağanı tebrik
etmek amacıyla elçiler gönderdiler. Bu kağan, kısa bir süre tahtta kaldı ve 795 senesinde
erkek evlat bırakmadan öldü. Yerine Kutlug Bilge Kağan geçti.
Kağan 795 senesinde erkek evlat bırakmadan ölünce Uygur ileri gelenleri ve halk, kağan
olarak Kutluk Bilge’yi uygun gördüler. Kutluk Bilge 795 senesinde “Ay Tengride Ülüg
Bulmuş Alp Uluğ Bilge” unvanı ile tahta geçti. Kutluk Bilge Kağan Hsieh-tieh
kabilesindendi. Ama Yaglakar soyadını taşıyordu. Bu da onun evlatlık olabileceği düşüncesini
ortaya koyuyordu. Ama kendisinin Bögü Kağan’ı öldürerek tahta geçen Tun Baga Tarkan’ın
torunu olduğu ile ilgili de görüşler vardır.Kutluk Bilge Kağan, halk tarafından çok seviliyordu. Fakat düşmanları da yok değildi. 795
senesinde Çinliler onu kutlamak için elçi gönderdiler. Kağan ilk iş olarak Karluk isyanının
bastırılması ve kendisine tamamen tabi kıldıktan sonra, Tibetlilerin ellerinin Doğu
Türkistan’dan çektirilmesi ve Kırgız seferi ile meşgul oldu. Özellikle Turfan bölgesine ve
Doğu Türkistan şehirlerine büyük önem verdi ve gelecekte Uygurların göçüp yerleşeceği yeni
yurtlar hazırladı. Bu seferlerde asayişi bozanları sert şekilde cezalandırmış, asayişi bozmayan
bölge halkını ise cömert şekilde mükâfatlandırmıştır.
Kağanın Kırgızlarla yaptığı mücadeleden sonra elde ettiği galibiyet, onun adının Orta Asya
tarihi açısından efsaneleşmesini sağladı. Bu sefer ile Uygur Kağanlığı zirveye ulaşmış oldu.
Çünkü bu sefer sonucunda Kırgızlar meselesi, parlak devir olarak bilinen Moyen-Çor ve
Bögü Kağan devrinde halledilememişti. Bu seferde, Kırgızların yenilmesi neticesinde siyasi
hâkimiyetlerine gölge düşüren problem kalmamıştı. Bu seferle Kırgız bölgesinden kuzeye
giden ticaret yolları da Uygurların eline geçmiş oldu.
Uygur Kağanlığı’nın güçlenmesi T’ang sülalesinin huzursuzluğunu attırdı. Bu meseleye çare
bulunması lazımdı. Çinlilerin asırlardır işleyen manevi entrika politikası, hemen faaliyete
geçti. Ayrıca hudut şehirlerindeki garnizonlara daha becerikli kumandanlar tayin ettiler,
muhafız sayısını arttırdılar ve surları takviyeye başladılar.
Çinliler bu hazırlık içerisindeyken Kutluk Bilge Kağan 805 senesinde öldü. Onun ölümünden
sonra başa geçen kağanın kimliği hakkında yeterli bilgi yoktur. Unvanı, Tengride Bolmış Alp
Külüg Bilge idi. Üç yıl hükümdarlık yapan bu kağan dönemine ait kaynaklarda bilgi, fazla
değildir. Çinliler elçi gönderip tahta çıkışını kutlamışlardı. Bunun yanında 806 yılında Mani
dini rahipleri, Uygur elçileri ile beraber Çin başkentine gelmiş ve kendilerine bir ibadethane
kurmuşlardı. Bu kağan 808 yılında ölmüştür.
Kaynak;
YRD. DOÇ. DR. ALİ AHMETBEYOĞLU

KARAKEÇİLİ YÖRÜK AŞİRETİNİN TARİHİ

Bir milletin kültürü,geçmişinden süzülüp gelen maddi ve manevi değerlerin bütününden meydana gelir. Büyük Türk milletinin tarihi dünya tari...