20 Kasım 2017 Pazartesi





Bir Bölük Komutanı'nın mektubu (Çanakkale-1915)
"24 Temmuz 1915'de düşmanın Seddülbahir mıntıkasında ikinci hatta bulunan bölüğümün İlderesi'ni takiben Gaziler Tepesine yetişmek için silâha sarıldıkları bir günde bütün bölüğe misâl olan fedakâr dört neferin kahramanlıkları:
Sabah güneşinin doğmasıyla birlikte yüzlerce topun soğuk namlusundan müthiş seslerle çıkan mermilere asabiyetle yumruklarını sıkan askerim, düşman üzerine atılmak ve onları toprağa sermek için dört gözle bekletilen ileri hareketin emrini aldı. gazileri takviyeye gidiyorduk. İlderesi, düşmanın yüzlerce mermisinin düştüğü yer olup, buradan geçmek biraz tehlikeli ise de, düşmandan intikam için bütün bedenleri titreyen askerim, din kardeşlerine yetişmeğe mani olan her şeye bir alâkalı bakışla, fırlayarak ileri atıldılar.
Yol üzerinde her nasılsa düşman mermisinden ateş alan bir sandık cephane, yolu bütün bütün kapamış, dini, vatanı, milleti için yoldan geçmeye çırpınan bu Türk kalpleri, civardan tedarik ettiği kum torbalarını omuzlayarak yanan sandık üzerine hemen dördü birden atıldı. İki saniye sonra sandık, torbalar altında kalmış ve yolumuza mani olacak müşkülât ortadan kaldırılmıştı. Bu dört askerin cesareti ve fedakârlığı sayesinde İlderesi yolu açıldı. Tam zamanında gazilerde bulunan silâh arkadaşlarına yetişmek mümkün oldu ise de, Ethem Onbaşı ismindeki nefer bu vazifeyi yerine getirirken sol kalçasından şarapnel misketiyle yaralanarak şu sözleri söyledi: "Bir senedir kullandığım silâhımla hunhar düşmana bir kurşun atmadan hastahaneye gidiyorum. Bari benim intikamımı siz alın" diye ellerime kapandı ve sulu gözlerinden yaşlar akıtarak ayrıldı. Bu dört yavrunun azmini değil kurşun, süngüler, toplar bile kesemediğinden kahramanca hareketleri, ecdadımızın Osmanlı Tarihindeki sırasına geçmekle, gelecek nesillere yadiğar olmak üzere isimlerinin zikr olunmasını bir görev bilirim. Kerevizdere'de taburun önünde düşmanın ilerleyerek yapmış olduğu büyük bir ileri siper, hazır kıta olarak bulunan taburun sinirlerine dokunuyordu. Tümen komutanım bile, "2 nci Taburun önünde düşman bu cesareti göstersin... tuhaf şey!" diyordu.
Bu siperi yıkmak, perişan etmek gerekirdi! Fakat bu da büyük fedakarlığa bağlı idi. Yüzbaşı durumdan etkilenmiş idi. Tabur komutam He görüşerek, biz bu siperi yıkarız, fakat en sevgili askerimden bir kaç tanesini feda etmek lazım, diyordu. Yüzbaşı'nın bu sözlerini dinleyen mütevazi bir asker olan Ömer oğlu Nasuh ilerleyerek. "ben bu siperi yıkarım, sen bana istediğim arkadaşlarımı ver; yüzbaşım!..."dedi. Tabur komutam muvafakat gösterdi. Yüzbaşı da lazım gelen talimatı verdi. Gece pek karanlıktı. Nöbetçilerimiz ve düşman tarafından atılan silahların kesik sesleri, siperleri saran zifiri karanlığı yırtmak için haykırıyorlar gibi idi. Nasuh Onbaşı; Mehmet oğlu Mustafa, İbrahim oğlu Hüseyin ve Mehmet oğlu Abdurrahman'dan oluşan küçük ordusunun basında düşman siperine doğru karanlıklar içinde süzülüp gitti. Onbes dakika sonra, düşman siperinde 4-5 el bombasının sesleri duyuldu.
Sonra boğuşma başladı. Bu habersiz hücumdan telaş eden düşman, etrafa şaşkın kurşunlar, maksatsız top ve havan mermisi fırlatıyordu. Top ve havan mermilerinin açtığı çukurlardan, keskin bayıltıcı ölü kokuları geliyordu. Herkes Nasuh Onbaşı ile arkadaşlarını bekliyordu. Nihayet, 7 nci Bölük mıntıkasından haber geldi. Nasuh Onbaşı vazifesini yerine getirerek sipere dönmüş idi. Fakat yalnız idi. Mustafa, Hüseyin ve Abdurrahman yok idi. Bunlarda vazifelerini yerine getirmişler, fakat bu uğurda kurban olmuşlardı. Yüzbaşı; "arkadaşlar bu hepimiz için bir şereftir" diyordu. Düşman siperinin perişan edilmiş olduğunu sabahleyin derhal fark eden Tümen Komutanı, taburu tebrik ediyor ve Nasuh Onbaşı 'nın ğöysüne kendi eliyle "Osmanlı Yıldızı" nişanı takıyordu. Nasuh Onbaşı, mert ve asil bir eda He yalnız vazifesini yaptığını söylüyordu. Nasuh Onbaşı bu olaydan dört gün sonra da (29 Temmuz 1915 ) askerliğin en şerefli bir rütbesi olan "şehitlik rütbesini" kazandı.
Allah Rahmet Eylesin!
55 nci Alay 5 nci Bölükte
Eskişehir’in Ihca Köyü'nden Ekderis Oğullarından Ömer oğlu Nasuh 1306
Ankara, Kalecik Kaza'sının Dalyasan Köyü'nden İbrahim oğlu Hüseyin 1302
İnegöl Kazasının Muzal Köyü'nden Resul Oğullarından Mehmet Emin oğlu Mustafa 1304
Eskişehir’in Hica Köyü'nden Mehmet oğlu Abdurrahman"
(KAYNAK: ÇANAKKALE MÜZESİ)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

KARAKEÇİLİ YÖRÜK AŞİRETİNİN TARİHİ

Bir milletin kültürü,geçmişinden süzülüp gelen maddi ve manevi değerlerin bütününden meydana gelir. Büyük Türk milletinin tarihi dünya tari...